Kötü arkadaş adam

Tecrübe Ettikleriniz>Düşmanı, kötü komşu ve kötü arkadaşı susturmak dilan 20:27 23.12.16 kardeşlerim benim tecrübemdir , eğer sizde kötü komşudan ve kötü,arkadaş ve düşmandan zarar görüyorsanız aynen yazdığım gibi uygulayın. Dul bayanım erkek arkadaş arıyorum telefon numaram diye ilan bırakan yakışıklı ve özgüven sahibi bir erkek arıyorum diyorsanız bu bölüm sizler için özel olarak hazırlandı. Sevgi saygı çerçevesinde siz gibi dul olan ve evlenmek isteyen erkek arkadaşlar buraya ilan bırakıyor. Hepsiyle daha ilk günden sevgili moduna girdik. Bu kötü. Sonradan yazdıklarına da bakarsak sen sevgili moduna çok heveslisin hatta davranış ve sözlerinle bu moda kızdan daha hızlı ve heveslisin. ama bu ilişkiler hep 1-2 hafta ile sınırlı kaldı. benden ayrılmak istediler. bense hep tamamdır dedim uzatmadım. Üç arkadaş bir yandan dinlenip bir yandan da nehirin akan sesi ile huzur bulurken, arkadaşlardan birinin eline çivi gibi bir şey batmış. Adam olduğu yerde irkilmiş, eline bakan şeyin ne olduğunu merak etmiş. Toprağı eşeleyip eline batan şeyi bulmak istemiş ama karşısına demir kapaklı bir şey çıkmış. İnstagramdan kızla tanıştı benim arkadaş 2 kız 2 erkek aksam yemeğe çıktık sonra arkadaşın evine gittik hesapları falanda hep biz ödedik yüksek... - Aşk İlişkileri Sorusu Onları Friend Zone’a koyan bir kişi aniden senaryodaki kötü adam oldu çünkü ilk önce asla istemedikleri bir şeye hayır diyecek kadar dürüstlerdi.. İnsanların bir arkadaşının duygularını neden reddetmeleri konusunda farklı nedenleri olması bir anlamda öznel bir durum. Sadece arkadaşlara bile olmaz. Kötü adam demek yasak demektir! Yasaklar cezbedicidir değil mi? Kötü adamlar da doğaları gereği yasakları ve kuralları çiğnemeyi seviyorlar. Bu, kadınlarda ilgi ve merak uyandıran taraf oluyor. Bir de sert ve yıkıcı yanları var! Lanetlenmiş derecede sert ve yıkıcı tarafları kadınların ayağını yerden kesiyor. Erkek Arkadaş Yada Sevgili Arayan Dul Bayanlarla ve Evlenecek Ciddi Düşünen Dul Kadınlarla Tanışma,Bedava Sohbet Etme ve Ücretsiz Mesajlaşma Şansınızı Değerlendirin.! 2020-2021 .! Rüyada kötü arkadaş görmek, başa gelecek bir olayın, yaşanacak kötü bir tecrübenin kişiye çok şey öğreteceğine ve kendi yaptığı hataları da fark edeceğine, edindiği deneyimi gelecekte daha iyi işler yapmak için kullanacağına alamettir.Rüya sahibinin sahip olduğu arkadaş çevresiyle ilgili bazı değişiklikler yapmak üzere olduğunu da bildirirken, bir ... Hemen hemen tüm filmleri iyi adamın gözünden izlersiniz. Yapacak bir şey yok, kaide bu. İyi adam “dürüstlük, haklılık, doğruluk” adına savaşır, kötü adam da varsa kenarda köşede kalmış iki üç yetimhane yakar, üç beş küçük kedi keser, yapabiliyorsa alev tükürür gözlerinden de günah döker.

İşsiz misiniz ?

2020.09.26 17:27 Tenordem İşsiz misiniz ?

İşsiz misiniz siz? Benimle boş boş uğraşıyorsunuz. İnternette milleti taciz eden ve milleti rahatsız eden, ancak aile parasıyla geçinen insanlar olduklarınızı çok iyi biliyorum. Vaktinizi böyle boş işlerle harcamaktan sıkılmadınız mı? İnsanları rahatsız etmek sizce hoş bir şey mi? Tahminen 15-18 yaşlarında insanlarsınız. 10-15 Sene sonra sevdiğiniz kişiyle evlendiğiniz zaman, çocuk sahibi olduğunuz zaman, bu yaptıklarınız şeylerden dolayı kendinizden utanacaksınız. Şu an yaşınız çok genç ve muhtemelen insanlara nasıl davranılması gerektiğini bilmiyorsunuz. Benimle ve insanlarla uğraştığınız vakti, kendi hayatınızı geliştirmek için harcasaydınız, şuan aile parasıyla geçiniyor veya asgari maaş alıyor olmazdınız. Yazık değil mi? 8 Yıldır takmışsınız kafanıza "Üstad Erdem Alsırt" veya "Erdem Malsırt" diye oraya buraya şeyler yazıp vaktinizi öldürüyorsunuz.
Benim psikolojik sorunlarım, kişilik bozukluklarımın olması sizi ilgilendirmez. Sizin anonim olmanız, milleti manevi olarak taciz etme hakkını vermiyor.
Ayrıca annemden izinsiz olarak, videolarını ve seslerini paylaşmanız ciddi bir suç.
Beni ciddiye almak istemediğinizi çok iyi biliyorum. Çünkü bazı YouTube videolarım saçma veya size göre cringe olabiliyor. Ancak, bazı videoları izlenme için yaptığımı belirtmemde fayda var.
Ancak beni ciddiye almanız ve kendinize artık bir "dur" demeniz için bir çok neden var.
8 Yıldır internet ortamında hep beni sürekli rahatsız ediyorsunuz, taciz ediyorsunuz, özel videolarımı ve beni zamanında öldürmekle tehdit eden kişilerin bana zorla yaptırdığı şeyleri paylaşıyorsunuz. Ayrıca psikolojik ve mental hastalıklarımla dalga geçiyorsunuz, saygısızlık yapıyorsunuz.
Bakın ben 2013 yılında 4Chan'da falan takılmadım. Orayla alakam hiçbir zaman olmadı. 2013 Yılında sadece bir kere Ponychan diye bir sitede, paylaşım yapmıştım ancak, o zamanlar ponychan sitesinin 4Chan ile alakalı olduğunu, daha doğrusu o zamanlar internet hakkında doğru düzgün bilgi sahibi olmadığım için, 4Chan ve türevi sitelerden haberim yoktu ve bu tarz sitelerde, bu tür kötü insanların bulunduğunu bilmiyordum. Ben ponychan sitesini sadece, My Little Pony hayranlarının toplandığı, arkadaş olduğu bir site olarak düşünmüştüm. Bu sebeple orada burada "Erdem daha önce çanda takılmış" falan diyip, beni boşu boşuna suçlamayın. Zaten o sene yaşım 13 falandı. Daha çocuktum yani.
Yaptığınızdan utanın. Ben 4Chan ve tahta.se sitesinde, benle alakalı paylaşımlara bakarken, aynı zamanda orada gezinirken ne kadar boş ve salak insanların olduğunu anladım. Bir gönderi gördüm, adam kendi cinsel organının bir bölümü çekip, "T***m kaşınıyor anonlar" diye gönderi atmış. Sadece bunlarla da sınırlı değil. 4Chan ve tahta.se gibi sitelerde çocuk pornografisi bile var. Tabii daha sonra yetkililer belki siliyordur ama sonuçta orada dolanan insanlar normal insanlar değiller. Ayrıca çocuk pornosu ne amk? Sübyancı mısınız? İğrençsiniz cidden. Tiksiniyorum sizden!!
Not: Bu gönderideki yazılarıda ">" işaretiyle 4Chan'da falan paylaşacağınızı biliyorum. Çünkü insanlarla uğraşacak kadar boşsunuz.
submitted by Tenordem to erdemalsirt [link] [comments]


2020.09.22 10:30 ZeytranZiztasion Werewolf Online Anlatıyorum Fakat Biraz Küfürlü

HEY, SEN! EVET, SEN! ARTIK OYUNLARDAN NEDEN HİÇBİR DUYGUYU ALAMADIĞINI SORGULAYAN BİRİSİ MİSİN? ARKADAŞLARINLA OYUNA GİRMEK İSTEDİĞİNDE SATIŞA GETİRDİKLERİNDEN DOLAYI YALNIZ BAŞINA OYNAYAN YIKIĞIN TEKİ MİSİN? ROLE-PLAY YAPMAYI SEVEN AMA TELEFONU SAMSUNG GALAXY J2 VEYA DAHA BERBAT BİR MODEL OLDUĞU İÇİN TOWN OF SALEM İNDİREMEYEN BİRİ MİSİN? OYUNLARDA KANSER OLUP BUNDAN MAZOŞİZM SEVİYESİNDE ZEVK Mİ ALIYORSUNUZ?
O ZAMAN WEREWOLF ONLINE TAM SİZE GÖRE!
BİR SÜRÜ APTAL OROSPU EVLADININ TOPLANDIĞI BU OYUNDA AMACINIZ SİZE VERİLEN RASTGELE BİR ROLLE TAKIMINIZLA BERABER KAZANMAYA ÇALIŞMAK.
TOWN OF SALEME ÇOK BENZEYEN BU OYUNDA OLAN EN TEMEL FARK, KÖTÜ TAKIM MAFYALAR DEĞİL KURT ADAMLAR!
[He birde Fool diye Jester çakması bir tipleme var ama... Neyse.]
AYRICA BU OYUNDA TOWN OF SALEM'İN O 2 SUNUCUYA SAHİP OLMASI GİBİ VAROŞ BİR KITLIK YOK!
BU OYUNDA:
İNGİLTERE, ALMANYA, FRANSA, BREZİLYA, VİETNAM, RUSYA, İSPANYA, HOLLANDA, TİBET, İTALYA, MALEZYA, ROMANYA
VE TABİİKİ DE KANSER OYUNCULARI TEK BİR ALANDA TOPLAYIP BAŞKA YERLERE GİTMEMELERİ İÇİN VÂR OLMUŞ OLAN TÜRKİYE SUNUCUSU!
[Derecelime gelmeyin artık pezevenkler... Oyun keyfimi siktiniz.]
BU OYUNDA DERECELİ GİRMEK İÇİN TAM 100 OYUN KAZANMALISINIZ! EVET! YANLIŞ DUYMADINIZ! TAM 100 OYUN?
KAFAYI YEME SEVİYESİNE RAMAK KALMIŞ BİR RUH HÂLİYLE OYUNLARA GİREREK, DUVARLARI TEKMELEYEREK, YASTIK ISIRIP AĞLAYARAK, TOXİC SEER DIRDIRINA KATLANMAK ZORUNDA KALARAK, KÜFÜR YİYEREK, MAGANDA SİLAHŞÖR KURŞUNUNA KURBAN GİTME KORKUSUNU HER SEFERİNDE YAŞAYARAK, ÇÖPÇATAN ROLÜNÜN SON ANDA KASABAYI SATIP OYUNU KURTLARA KAZANDIRARAK,
YÜZ TANE ZAFER ELDE ETMELİSİNİZ!
PEKİ, BU 100 GALİBİYETİ ALDIK DİYELİM. BU DERECELİ DENİLEN YERE GİRDİĞİMİZDE KAZANCIMIZ NE OLACAK?
Hmm... GÜZEL SORU!
KESİNLİKLE VE KESİNLİKLE NORMAL OYUNLARDAKİ İNSANLARDAN ÇOK ÇOK DAHA APTAL İNSANLARLA OYUN OYNAYIP HER MAÇ SONU 80 LİG PUANI KAYBEDİP PLASTİK LİGİNE YERLEŞMEK!
GAYET GÜZEL BİR KAZANÇ! ÖYLE DEĞİL Mİ?
[Travmatik WWO anıları lütfen sal beni...
Tek günde 816 puan kaybettim. İyi durumda değilim. Yardım edin.]
NEYSE, NE DİYORDUK? BU DERECELİ MAÇLARA GİRMEK İSTEMİYORSANIZ SANDBOX GİBİ MÜTHİŞ Mİ MÜTHİŞ BİR DENEYİMİ TATMANIZI Ş̸̫̣͈͆̓İ̸̖̦̦͈̼̗̗̿̕Ḓ̷̙̞͉́̾͆̇̚Ḑ̵̈́͌E̵̼̫̭͔̘͎͙̒͂̽̒́̄Ṯ̴̜̠̂͗̑̂̆̏̈L̶͕̔̒̄́͠Ȩ̸̠̣͇̻̺̑̆̈́ ÖNERİRİM!
BU SANDBOX DENEN ÇÖPLÜKTE CUPİD DENİLEN BİR İBNE VA-
A, A, AA! ROLLERİ SİZE HENÜZ DEMEYECEĞİM! ÖNCELİKLE OYUNUN MAÇ TÜRLERİNDEN BAHSETMEM LAZIM!
SANDBOX DENİLEN TÜRDE YENİ YENİ ROLLER DENEYİMLİYORUZ! AMA BU MAÇA GELEN TİPLERİN %80'İ KENDİ DİLLERİNİ KONUŞAN VE KENDİ MİLLETİNİ ARAYAN SALAKLARDAN OLUŞUYOR.
ONUN DIŞINDA HIZLI MAÇ DENİLEN ŞEY VAR Kİ CİDDEN HER ŞEY ÇOK HIZLI OLUP BİTİYOR!
[Abi Town don't go afk amk LAN afk kalma Town LAN TOWN AFK KALMA-]
BU KANSER KİŞİLERİN ÇOĞUNU TÜRK VE VİETNAMLI OYUNCULAR OLUŞTURUYOR!
O YÜZDEN MAÇINIZA TOXİC TÜRK VEYA VİETNAMLI GELİRSE ONDAN KURTULMA TAKTİĞİ VERECEĞİM!
EĞER MAÇINIZA VİETNAMLI VEYA TÜRK OLDUĞU BELLİ OLAN TOXİC BİRİSİ GELİRSE YAPMANIZ GEREKEN 2 ŞEY VAR!
  1. YOL: EĞER ROLÜNÜZ SİLAHŞÖR, GARDİYAN, KURT ADAM VEYA HERHANGİ BİR ADAM ÖLDÜRME KABİLİYETİNE SAHİP BİR ROLSE ANINDA TOXİC HERİFİ YOK EDİN.
  2. YOL: EĞER ROLÜNÜZ GÖZCÜ TÜRLERİNDEN HERHANGİ BİRİSİ, DOKTOR, MEDYUM VEYA HERHANGİ BİR ÖNEMLİ ROL DEĞİLSE EĞER ANINDA OYUNU TERK EDİN. VE BONUS YOL:
ÇÖPÇATAN İSENİZ VE BU KİŞİLERİ İLK GECEDEN FARK EDİNCE ANINDA BİRBİRLERİNE AŞIK EDİP KALAN GÜNLERDE ÖLMELERİNİ BEKLEYİN!
[Valla hiç kusura bakmayın kendi milletimden birisi oyuna gelince salak olmama ihtimali %10 oluyor. Alınıp darılmaca olmasın ama böyle.]
VE BU OYUNDA EN SAÇMA OLAN ŞEY OTA BOKA IRKÇI DAMGASI YİYİP KÜFÜRLERE MARUZ KALMANIZ! SADECE BİRİSİNE GERİ CEVAP VERİN VE IRKÇI DAMGASI YİYİN!
HATTA KARŞISINDAKİ BİRİSİ KARAKTERİNİ SİYAHİ YAPTIYSA YARRAĞI YEDİNİZ!
PEKİ BU OYUNDAKİ ROLLER NELER?
BU DA ÇOK GÜZEL SORU!
SİZ ISRAR ETMEDEN HEMEN GEÇELİM!
AMA SADECE KASABA ROLLERİNE GEÇELİM!
Çünkü üşeniyorum ve daha yazacağım bir Among Us ile Town of Salem floodum var.
/KASABA ROLLERİ!\
[Gerçi, oyunda köy diye geçiyor ama... neyse siktir edin.]
BU ROLLERDEN BAZILARINI BEYNİNİZİN HİÇBİR YERİNİ KULLANMADAN KASABA NE DERSE ONU YAPARAK OYNASANIZ BİLE AŞIRI OP!
GÖZCÜ (SEER): BU ROL ÖYLE BASİT BİR ROL Kİ, BU ROLDE KAYBETMEK İÇİN YA ÇOK SALAK BİR TOXİC OLMAK LAZIM YA DA KASABA BEYNİNİ ÇÖPE ATMALI!
EĞER GARDİYAN SİZİ ALIP ROL SORUYORSA VE İNADINA CLAIMLEMİYORSANIZ ÖLMEYİ SONUNA KADAR HAK ETMİŞSİNİZ DEMEK!
AURA GÖZCÜ (AURA SEER): MENTALİST DENİLEN ELEMANDAN BİR TIK ÖNEMLİ, GÖZCÜ DENİLEN KİŞİDEN ON TIK ÖNEMSİZ BİR ROL OLARAK GÖRÜNSENİZ BİLE GÖZCÜ ÖLÜNCE TÜM KASABA BİR ANDA SİZE TAPMAYA BAŞLAYACAK!
MENTALİST (SPIRIT SEER): [Kalp kırmadan ne desem ki şimdi buna? Laps diye Town'un sikinde olmayan bir rol ve bunu seçerseniz direkt oyundan çıkın demek kabalık olur. Neyse, deneriz bir şeyler.]
BU ROL Bİ SİKE YARAMIYOR!
Tamam tamam işe yarıyor ama Town aptal olunca yaramasa daha iyi olur. Bir de çok umursanan bir rol değil yani... Ama Aura ile Seer'ın yokluğunda yine en değerli oluyor. Tabii gözcü çırağı oyunda yoksa.
GÖZCÜ ÇIRAĞI (SEER APPRENTICE): GÖZCÜ MÜ ÖLDÜ? O ZAMAN GÖZCÜ 2.0 SAHALARDA SİZİ BEKLİYOR! MERHABA GİZLİ KOZ!
SİLAHŞÖR (GUNNER): DÜÜÜT DÜÜÜTT AÇ YOLU AÇÇ HADİ ASLAN PARÇASI YOLU AÇ HADİ BAK ENGELLİ BEKLİYO BURDA HADİ DÜÜÜTTT ♿ BAK SİNİRLENDİ ARKADAŞ HADİ YOLU AÇ HADİİ DÜÜÜT DÜÜTT BİİİPP HADİ BE HIZLI OLL DÜÜÜTT BİİİPPP ♿♿ BAK HIZLANDI ENGELLİ KARDEŞİMİZ SERİ KÖZ GETİR SERİ DÜÜÜTT DÜÜÜT DÜÜÜÜTTTTT BİİİİPPP BİİİİİPPP DÜÜÜTTT ♿♿♿♿ BAK ARTIYO SAYILARI AÇTIN MI YOLU AÇMADIN PÜÜÜÜ REZİİİLL DÜÜÜÜTTT ♿♿♿♿♿♿ BAK KALABALIKLASTI BAK DELI GELIYOR DELIRDI DELI AC YOLU DUTDUTDURURURUDUTTT♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿KAFAYI YEDI BUNLAR AC LAAAAN YOLU
GARDİYAN (JAILER): Lan bana mı öyle geliyor yoksa bu rol Town of Salem'de Jailor olarak geçmiyor muydu? Jailer-Jailor ne fark var ki?
He doğru, Jailor town vurunca tüm mermileri kaybediyor ve 3 vuruş hakkı var ama Jailer tek vuruş hakkına sahip.
Bu rol güzel de hani eehh... Seer rollerini daha çok seviyorum.
Geveze (LoudhMouth): Kapat sil oyunu çekemem senin Gözcüymüş gibi aldığın tavırları.
Bu rolü alınca lütfen Seer havalarına girmeyin aq sadece şüphe ettiğiniz kişiye tıklayın bak deli etmeyin insanları evinizi bulup ateşe veririz.
Köylü (Villager): İşinde gücünde olan sıradan bir köylüyüz.
Doktor (Doctor): A.K.A Seer'ın muhtaç olduğu ilk kişi.
Koruma (Bodyguard): A.K.A Aura Seer'ın muhtaç olduğu ilk kişi.
Sert Adam: (ToughGuy): Buna da Mentalist ihtiyaç duyuyor çünkü onu koruyacak delikanlı bir tip tek bu var.
Kırmızılı Hanım (Namuslu Orospu): Town of Salem'de ki Escort mantığı fakat rol engelleyemiyor sadece eğer kötü birine gittiğimizde pat diye ölüyoruz.
İmam (Priest): Tüm köyü alıp Bayram namazı kılıyorsunuz.
Şakayı bir köşeye atarsak eğer, birisine Zemzem suyu atıyoruz. O kişi kurtsa Allah onu helak ediyor ama değilse Allah seni Zemzem suyunu boşa kullandığın için helak ediyor.
Nişancı (Marksman): Bunda Gunner gibi savsaklık yapmak= canınla ödemek
Medyum (Medium): Ölülerle konuşup afk kalmamış bir oyuncuyu diriltebilen çok önemli bir rol. İlk gün öldüğünde genelde tüm Kasaba gerginliğe boğulur.
Dedektif (Detective): Bak kardeşim, şu insanla diğerini seç bak = çıkıyor mu? Çıkıyorsa aynı takımdalar. ≠ mı çıkıyor? O zaman Fool asalım.
Şerif (Sheriff):
Ayrıca bakınız: Town of Salem Lookout.
Mantık neredeyse aynı. Bir kişiyi seçiyorsunuz fakat Lookout ona gelen herkesi gösteriyor ama Şerif sadece 2 kişi gösteriyor.
Belediye Başkanı (Vergi Almayan Tek Başkan): Başkanlığı belli et ve hobaaa tüm oyların 2 katı olsun.
Cadı (Witch): Bu rolü ilk kez oynadığımda aşırı afallamıştım. Çünkü ToS'da Witch farklı burada farklı ya, o yüzden.
Aga bi iksirimiz var işte biri koruyan diğeri can alan. Koruyanı Gözcüye at can alanı git random shooting yap Doctor'a denk gelsin de tüm Town yok etsin seni.
Birazcık riskli bir rol... Ngl.
Demirci (Forger): Bak abim bu kalkan 30 lira ama 3 gün daha beklersen 90 liraya kaliteli bir kılıç yaparım sana gider Doctor kesersin. Ne dersin?
İntikamcı (Avenger):
+12 Junior Ww onu vurun! -Dene bakalım...
Gunner Avenger'ı vurur ve Avenger Mentalist'i öldürür
Canavar Avcısı (Beast Hunter): I'm Beast Hunter and selected myself.
Barışsever (Pacifist): AGA EĞER İLK GÜN ELİNİZDE 0 BİLGİ VARSA RANDOM REVEAL YAPIN BAK SK BULDUĞUMUZ AN YAPMAYIN ANANIZI SİKİCEM YETER LAN YETER.
Çiçek çocuk (Flower child): Fool'un korkulu rüyası.
Falcı (Fortune Teller): 9 ve 12'ye kart verdim kartları gösterin yoksa boğazınıza basarım.
Bari 3. günde falan baskı uygula be adam.
Huysuz Nine (Grumpy Grandma): Sebepsiz yere Seer susturur. Bulunduğu yerde katledilmesi şart diğer rol.
Çöpçatan (Cupid): Benim çiftim Kurt adam ve Seri katil fakat Town onları öldürdü Townu sikiyim hepinizi sikiyim ben oyunu satıyorum bb Kurtlar seer'ı öldürün.
Orospu evladı seni.
Başkan (President): Risk ve ödül sistemi fakat ödül yok.
BU GÜNLÜK OYUN TANITIMI BU KADAR DİĞERİNDE GÖRÜŞMEK ÜZERE!
submitted by ZeytranZiztasion to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.13 21:39 karanotlar Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

_Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır. _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?" _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk. _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık. _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez. _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz. _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir. _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur. _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir. _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen. _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver. _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur. _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar. _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir. _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel. _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte. _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.
_Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır. _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez... _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı. _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde. _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım… _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür. _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır. _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir. _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…
Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir. _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz. _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek. _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır. _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...” _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir. _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını. _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık… _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe. _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde. _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde. _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır. _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir. _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir. _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu. _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı “Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre! _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar. _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar! _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun. _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o. _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz. _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur. _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım. _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı… _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz. _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer. _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini. _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik. _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir. _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim, _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet. _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir. _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz. _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın. _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin. _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar. _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver. _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler. _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin. _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir. _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır. _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır _Zeka, bilgelik demek değildir. _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin. _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz. _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli. _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz. _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle.. _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu. _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin. __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen. _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur. _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek. _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın. _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO… _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor. Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır: _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir._ __ İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. . _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır. _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur. _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir…. _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor. _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum… _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “ _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur... Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor. _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır. _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı. _ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.
_Karşılaştırmalar yargılamalardır, _Övgü beklemeyen bilge kişidir. _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak, _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış _Çömleği yapan kil değil boşluktur. _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir. _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi. _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur. _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun. _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir. _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir. _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil. _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur. _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir. _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir… _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi. _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara… _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir… _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir. _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir. _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir… _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir… _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir. _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir. _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır. _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
Tao Te Ching, Lao Tzu
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.08 00:23 ThrudPrimrose Hani Almanya kötü filan diyenler var ya, onların hepsi Orospu çocuğudur. Kendi deneyimimden anlatacağım.

Yeğenim Almanya'da eğı eğı diyen alamancı net orospu çoçuğudur, neden?
TLDR: Almanya'da para kazanıyorlar, gelmeyin istiyorlar. Türkiye'de euroyu bozdurup ezmek istiyorlar.
Ben de Almanya'da yaşıyorum ve burada universite okuyorum. Haftada 20 saat çalışarak dikkatli harcamak kaydıyla gayet yaşanacak para çıkıyor. Bu orospu çocukuları yalan söylüyor size çünkü bana da asgari icret veriyorlar! Gelmeyin istiyorlar ki çünkü hepsi su katılmamış orospu çocuğu.
Bu alamancı orospu çocukları Türkiye'yi sadece Antalya'dan ve memleketlerine tatilde gördüklerinden biliyorlar. Bütün alamancı işçiler euro artsın inşaata abanılsın da bir ev daha alsam bir daha tatile gitsem diye bekliyor, hepsinin minimum iki evi var. Bir tane alamancı orospu cocuğu akrabam var AKP'ci puşt, emekli maaşını Türkiye'de yemekle meşgül şu anda. Kira çok pahalı deyince bana o yaman daha çok çalışan yeğenim eğı eğı çekiyor pezevenk, adamın emekli maaşı annemin patron maaşından yüksek burada. O AKPci puşt Soma maden faciası olunca, ne güzel temizik oluyor demişti, ve bu orospu çocuğunun babası madenciymiş amk.
AKP iyi oldu diyorlar çünkü Almanyada'ki Türk kimliği kültürel bir kimlik değil siyasi anasını satayım. Cami de tarikat bunları iyi yiyor salak salak şeylerle. Sonra biri çıkıp atıp tutunca kimliğimiyi koruyor oluyor. Amına koyayım bir sefer canım işkembe çekti, bir arkadaş Türk lokantasına götürdü. Kafama sıçayım içtiğim en kötü işkembe çorbasıydı adam terbiye yapamıyor tane yok. Anasını satayım bu 3 senede harcadığıma üzüldüğüm tek para. Hala gurbette tuttuğumu sikeyimcilik yapıyor şerefşizler. Bazı arkadaşlarım var gerizekalılar Türk marketine gidip alışveriş yapıyor enayiler. Dünyanın her yerinden market var harika ürünler var bizimki başka Türk marketi yok şimdi siktim seni takılıyor, bir de gidip hasta arkadaşa marketten alışveriş yaptım, senin de şehriyeni sikeyim.
Bu alamancı orospu çoçukları bir de buluyorlar seni. Gelmiş bir tane orospunun kılıklının teki ah Istanbul çok güzel niye buraya geldin diyor. Orospu euroyu bozdurduktan sonra sadece Bebek'te takılmışsın. Hangimiz Bebek'te gece kulübüne gidebiliyor amına koyayım? O kadar param olsa bana da güzel olur. Ondan sonra Istanbul çok güzel. Boğaziçi ilk 500'e giremiyor ama Istanbul çok güzel niye orada okumuyon. Ayrıca Türkçe konuşamıyorlar sonra Türküm, siktir oradan, alamancılarla Almanca konuşuyorum güya Türkler dillerini siktiklerimin.
Siz alamancılara inanmayın yurtdışı Türkiye'ye göre çok daha güzel. Plan varsa yurtdışı için, ülkeler ihtiyaç olan meslekler listesi yayınlıyor, araştırın başvurun şansınıyı deneyin Türkiye'de siyasal islamcılarla çürümeyin.
submitted by ThrudPrimrose to KGBTR [link] [comments]


2020.09.03 21:15 Sunuyemre Geçen gün attığım kitabı devam ettirdim alın bu da 2. bölüm

Mert eve gitmek için ana caddeden geçip ara sokaklardan girdi.Mertin evin bulunduğu caddeye girdiğinde birini gördü.Adam tuhaftı.Dikkat çekici olduğu söylenebilirdi.Kafasında siyah şeritli kahverengi bir fötr şapka vardı.Uzun açık kahverengi bir de kaban giymişti üstüne.Beyaz tenliydi ve saçları gözükmüyordu.Burnu gayet düzgün bir erkek burnuydu.Ağzı biraz küçüktü.En azından o mesafeden öyle görünüyordu.Mert adamın hafif çekik mavi gözlerini görünce tanır gibi oldu adamı.Biraz düşündü ve adamı hatırladı.Fakat burda ne işi vardı onu daha önce buralarda hiç görmemişti.Mert adamı ortaokul günlerinden hatırlıyordu.Mertin Cemden daha çok nefret ettiği biri varsa o da oydu.Kendisine “Cücük” lakabını takan adamın adı Yükseldi.Yüksel Merte hep cücükderdi.Mert bundan hoşlanmazdı.O da hoşlanmadığı için yapardı zaten.Mert ortasınıf yıllarında çok fazla zorbalığa uğremıştı.Bu zorbalığın en büyük payı Yükseldeydi.Bir keresinde sırf şaka olsun diye Merti herkesin önünde çöpün içine atmıştı.Mert yine sinirlenmiş ve ona vurmuştu fakat Yüksel bu darbelere gülerek karşılık veriyordu çünkü Mertin deli gücü bile ona etki edemeyecek kadar güçsüzdü.Mert çok fazla ağlayan biri değildi fakat o gün sinirden ağlamıştı ve hocaları da ona kızmıştı.Çoğu zaman böyle zorbalıklarala geçmişti Mertin ortaokul yılları fakat Yükselin okuldan ayrılacağı günden bir gün önce çok kötü bir şey olmuştu.Mert sınıfta tek başına sırasında otururken Yüksel sınıftan içeri girdi.Yüksel Mertin yanına gitti ve cebinden bir bıçak çıkardı ve Merte uzattı ve şöyle dedi:
-Hey cücük!Eğer azıcık cesaretin varsa bu bıçağı elinde bi kaç tur döndür.Eğer başarırsan sana 20 lira veririm.
Mert ilk başta biraz çekindi ama her insan gibi Mert de parayı severdi.Alt tarafı bir bıçaktı birine girse bile pek bir şey olmaz diye düşündü.Ayrıca döndürmesi kolay bir bıçağa benziyordu.Bıçağı eline aldı.Biraz döndürmeye başladı fakat bir terslik vardı.Bıçağın sol tarafının üstünde sıkıca sürülmüş bir japon yapıştırıcısı olduğunu fark etti.Yükselin neden sadece bıçağın sağ tarafından tuttuğunu şimdi anlamıştı.Yüksele sordu:
+Neden böyle bir şey yaptın?
-Ne yapmışım?
+Aptala yatma.Bıçağa yapıştırıcı sürmüşsün.
-Aa evet.Hay Allah ya unutmuşum.Gel çıkartalım.
Yüksel bıçağın ve Mertin eline biraz su döktü.Kazıdılar ve bıçak çıktı.Yüksel,Mertten bıçağı tekrar aynı şekilde döndürmesini istedi.Bu istekten sonra Mertin içinde çizgiler dönmeye başladı.Kalın,yamuk,çarpık çizgiler hepsi teker teker beynine saplanmaya başlamıştı.Çünkü onunla yine alay ediyordu.Sinirden ne yapacağını şaşırmıştı.
+Ne diyorsun ulan sen?Al bıçağını da yürü git yanımdan.
Fakat Yüksel ısrarla bıçağı uzatmaya devam ediyordu.Fakat en son Yüksel de gülerek.
-Siktirgit korkak herif!Uğraşmaya değmezsin.
Tam o sırada Mertin tüm vücudundaki damarlar hızlı hızlı atmaya başladı.Bir hışımla bıçağı savurdu ve Yükselin kolunda bir çizik belirdi.Kanlar bir anda akmaya başladı.Yüksel yapmacık bir bağırmayla tüm okulu inletti.Yüksel her gün koluna jilet atıyordu zaten alışmıştı böyle bir şeye.Evet tabi ki aniden olmasından ötürü ufak bir çığlık atması normaldi fakat Yüksel çok abartmıştı.”AAAAAH KOLUM,ÖLECEĞİM SANIRIM,MERT BENİ ÖLDÜRECEK YARDIM EDİN AHHH.”Yapmacık çığlığı hocalar ve diğer öğrenciler sınıfa girene kadar devam etti.Hocalar hemen Yüksele ilk yardım yapmaya başlamıştı.Hocalar Merti müdürün odasına aldılar ve onunla konşmaya başladılar.Müdür:
-Vay be Mert!Demek sabahtan beridir gelen bıçak haberlerinin kahramanı sendin.Senden birine vurmanı beklerdim de okula böyle bir bıçak getirmeni hiç beklemezdim!
+Ama hocam bıçağı ben getirmedim ki!
-Kim getirdi o zaman?
+Yüksel getirdi.Beni kışkırttı ben de ani bir sinirle bıçağı savurdum.
-Bir de mazeret mi buluyorsun yaptığına?Ulan çocuk ölebilirdi!Hala çocuğun üstüne iftira atıyorsun.Son günü diye eski olayların intikamını mı almak istedin?Oğlum film mi çekiyoruz ulan burda?Bunların hepsi kaydına geçecek.Velinle görüşüp okuldan atılacaksın!
Ama der gibi oldu bir an Mert.Sonra vazgeçti.İçinde bir umursamazlık vardı.Okulu da geleceğini de boşvermişti.Çünkü artık bıkmıştı tüm saçmalıklardan.Gelcekte kazanacağı 3 kuruş para için değer miydi bunlara?2 kuruş kazanırdı biraz fazla çalışırdı da bu saçmalıkları çekmezdi.En azından buna değer diye düşünüp itiraz etmedi.Kaderini kabul etti.Muhtemelen olayda haklı olan kendisiydi çünkü Yüksel son gününde neden böyle bir şey yapsın?Tabi ki kendi eğlencesi için!Kendi eğlencesi için canını ortaya koymak.Sevmediği birini okuldan attırmak için dolaplar çevirmek.Bu Yüksel de deli miydi be?Neden böyle bir işe girmişti?Nerden geliyordu bu nefret diye merak ettmişti Mert.Belki de kişisel bir şey değildi.Belki de bunu yapmayı seviyordu Yüksel.Hiç soramadı çünkü o günden sonra Yükseli hiç görmedi.Bugüne kadar görmemişti yani.Peki neden bugün buradaydı diye sordu içine Mert.Evine gitmek için karşıdan karşıya geçti.Apartmandan içeri girdi.Merdivenleri tak tak çıktı.Önce kapıyı vurdu.Anahtarı vardı fakat annesinin hareket etmesini istiyordu.Hareket etmek insan vücudu için özellikle yaşlılar için sağlık bir şeydi.Annesi kapıyı açmayınca ne oluyor diye düşündü.Anahtarı cebinden çıkardı kapıyı açtı ve yavaşça içeri girdi.Mutfağa girdiğinde ise ağlayacak gibi oldu.Tüm oda kanla kaplıydı.Mert hafif bağırarak “Hassiktir ulan ne oluyor?”dedi.Rüya mı diye düşündü bir an.Çünkü rüyalarına çok benziyordu.Fakat bu tamamen gerçekti.Kafasını duvarlara vurmaya başladı.Annesi yerde kanlar içinde öylece yatıyordu.Yüzü yukarı bakıyordu.Karnından defalarca bıçaklanmıştı annesi.Gözleri hafif açıktı.Sanki Merte bakarak geç kaldın diyordu.Mertin gözlerinden hafif hafif göz yaşları akmaya başladı.Hala neler olduğunu anlayamamıştı ki aklına birden Yüksel geldi.Kendi apartmanlarından çıkmıştı.Yani öyle olmalıydı gidiş yönü bunu doğruluyordu.Kapıyı çalmıştı,annesine kendisini tanıtmıştı ve sonra…Aklı almıyordu Mertin.Bir insan neden böyle bir şey yapardı?Nerden geliyordu bu nefret?Pencerenin yanına gitti tüm yolu taradı fakat ne Yükseli gördü ne de farklı bir ipucu.İpucu aramıyordu zaten gözleri sadece Yükseli arıyordu.Annesinin yanına yaklaşamıyordu.Hem kan kokusu hem de onu öyle görmek engelliyordu kendisini.Mutfağın diğer taraflarına bakmaya karar verdi.Katilin kullandığı bıçak ortalarda gözükmüyordu fakat gözüne bir kitap ilişti.Bu onun okul fotoğraflarının olduğu kitaptı.Orada olmaması gerekiyordu bu kitiabın.Normalde hep kendi yatağının baş ucundaki çekmecede olurdu.Kitabı açtı.İlk sayfasına baktı.Sayfada “NABER CÜCÜK?”yazıyordu.Okuduğu anda her zamanki sinirlerinden biri yine kapıya dayandı.kitabı fırlattı.Yeri yumruklamaya başladı.Ağzından tek kelime çıkıyordu.”NEDEN?”Bu kelimeyi tekrarlayarak ağlayıp 1 2 dakika boyunca yerde kaldı.Yavaşça sinirini attığını düşününce kalktı ve olabildiğince soğukkanlı bir şekilde kitabı tekrar açtı.Sayfaları geçti ve son sayfada duraksadı.Sayfada Mertin tüm sınıfıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı vardı.Bir kızın suratının üstünde çarpı işareti vardı.İlk görüşte anlaşılıyordu ki annesinin kanıyla çizilmişti bu işaret.Çok büyük küfürler etti Yüksele.Bu kız onun ortaokuldan sevdiği kızdı.Ona o sıralar o kadar bağlanmıştı ki onun için 6-7 tane şiir yazmıştı.Hatta bir keresinde şarkı bile yazmaya çalışmıştı.Hiçbirinde başarılı olamamıştı.Yazma konusunda yeteneksiz birisiydi Mert.Peki bunu Yüksel nerden biliyordu?Yani neden onun suratına bir çarpı çizmişti?Bu aşkı sadece Mertin annesi biliyordu.Bir an annesini öldürmeden önce annesiyle muhabbet ettiğini sorguladı.Bu mümkündü.Mertin miğdesi bulanmya başladı.Lavaboyu kullandı.Sonra her ihtimale karşı evde bulundurduğu babasının eski tabancasını beline taktı ve hiçbir yere bakmadan evden kendini attı.Artık aklına takmıştı.Yüksel ölmeliydi.Polisi bu işe karıştırmayacaktı.Muhtemelen komşular kokuyu alıp polisi arayacaktı ve belki de kendisini suçlu olarak görecekti herkes.Peki bu umrunda mıydı Mertin.Gidip Yükselin karnına şarjörde bir mermi kalana kadar sıkacaktı ve belki de o mermiyle kendini vuracaktı.Apartmandan çıktı.Allahtan tanıdık biriyle karşılaşmamıştı zira bununla uğraşacak hali vakti yerinde değildi. İlk başta Yükseli nerde bulabileceğini düşündü.Onu hemen bulmalıydı.Nereye gidebileceğini düşündü.7. sınıfta okulun yakınında bir bar vardı.Yüksel hep oraya girmek isterdi okul çıkışlarında.Mertin gözlemlerine göre böyleydi.Ama bugün onu burada bulabilmesini imkansız diye düşündü.Yine de o bara gitmeye karar verdi.Gideyim de sonrası gelir diye düşündü.Çıkmadan önce tüm parasını almıştı.Evlerinde bir bilezik de vardı fakat onu bulamamıştı.Muhtemelen Yüksel çalmıştır diye düşünmüş ve umarsızlıkla geride bırakmıştı.Otobüse bindi.Bara 2 sokak uzaklıkta olan kafenin önünde durdu.Kafasını etrafa çevirmeden direkt bara yöneldi.İçeri girdi.Klasik,barmenin yanına gitti bir bira istedi.Birayı normalde seven biri değildi fakat bara gelmişti.Bir şeyler içmesi gerekiyordu.Kafasını dağıtır diye almıştı birayı.Bir kaç yudum aldı ve ilk birasın bitirmiş oldu.Barmenle konuşmaya karar verdi.
-Birader buralara takılan yüksel adında mavi gözlü birini tanıyor musun?
Hayır diye karşılık verdi.
+Buraya gelen çok az kişiyle tanışırım.Gelmişse bile bilemem.
Mert teşekkür etti ve etrafına bakınmaya başladı.Bir umut bakıyordu.İçinde bulacakmış gibi bir his vardı.Etrafına bakarken birini farketti ve ona dikkatlice bakmaya başladı.Kız da onun tarafına bakıyordu.Normal olarak fark etti ve gözlerinin içine bakarak gülümsedi.Mertin kalbi resmen o anda uçtu gitti.Bu kızı tanıyordu.Kız da onu tanıyordu muhtemelen.Çünkü ona doğru yürümeye başlamıştı bile.Bu kız onun geçmişteki platoniği,kendisi için şiirler yazmaya çalıştığı ve başaramadığı kızdı.Bu kız nasıl oradaydı.Ne kadar da garip bir gün diye geçirdi içinden Mert.Mert de kıza bakarak gülümsedi.Kızın adı Suna idi.
-Meraba.Seni bir yerden tanıyorum da tam çıkaramadım.Acaba sen beni tanıyabildin mi?Çünkü biraz öyle bakıyorsun da.
+Merabalar Suna Su Hanım diyerek gülümsedi Mert.
Ortaokul zamanlarında bu kıza Suna Su derdi.Bu onun için cesaret isteyen bir davranıştı.Bir kaç kez söylemişti bunu ona.Sunanın da hoşuna gitmiş gibiydi.Bu lakabı bir şiirden almıştı Mert.
Suna biraz düşündü ve tekrar gülümsedi.
-Aaa Mert.Mertdi değil mi?
Mert onayladı.O an her şeyi unutmuş gibiydi.Çok mutlu olmuştu.Ne annesi,ne Yüksel…Hepsi aklından uçup gitmişti.Sohbete başladılar.
-Nerelerdesin uzun zamandır.Neler yaptın ne işle uğraşırsın nerde yaşarsın merak ettim.
Mert işten ayrıldığından vs. bahsetti.Hoş sohbetten sonra Mertin aklına Yükseli sormak geldi.Zamanında pek büyük olmasa da Suna ile Yükselin arasında bir arkadaşlık ilişkisin vardı.Sevgili değillerdi.Eğer olsalardı illa ki duyardı.Okulda konuşlurdu.Duymasa bile Mertin gözlemlerine göre aralarında böyle bir ilişki yoktu.Mert,Suna’ya olaylar hakkında bahsetmeden Yükseli sormuştu.
-Yüksel mi?Hayır okuldan sonra hiç görmedim onu.Neden sordun ki?
+Bilmem.Öylesine meraktan sordum.
-Şimdi boşver Yükseli falan.Bir telefon numaranı ver de daha sonra tekrar haberleşebilelim.Zamanında senle arkadaş olmak istemiştim faka dersler vs. yüzünden bir fırsat bulamadım.Zaten sen de pek arkadaş canlısı biri değildin.
Gülümsedi Mert..Sunanın kendisine karşı bir şeyler hissettiğini sezmişti.Mert çirkin biri değildi.Yani Suna sadece bahane olarak seni birine benzettim demiş olabilirdi.Kimin umrunda ki?Onu seviyordu.Konuşma boyunca ikisi de hep gülmüştü.
-Yarın tekrar buluşalım mı?
+Olur.Yarın saat 2de 2 sokak ötede BEY KAFE var biliyor musun?
-Evet.O zaman önünde buluşuruz.
Suna Merti dudağından öptü ve ayrıldı.Bu Mertin çok hoşuna gitmişti fakat bir gariplik vardı.Bu kadar çabuk muydu?Zamanında günlerce bunun hayalini kurmuştu.O zamanlar dersler mi bunu engellemişti?Kafası karışmıştı Mertin.Ama bazen fazla kurcalamamak en iyisi diye düşünürdü Mert.O kadar da akla takılacak bir konu değildi zaten.Kendi paranoyası diye düşündü ve bir otel bulmak için yola çıktı.Çoktan bildiği bir otel vardı.İSTAN OTEL.Oraya gitmek için yola koyuldu.Bir ara sokağa girdi ve bir olaya şahit oldu.Bir adam yolda yürüyordu ve bir kediyi gördü.Adam çöpün kenarına geçip kedinin olduğu yere kusmaya başladı.Kedi o taraftan kalkıp başka bir köşeye çekildi.Adam kusmasını bitirip kediye bakarak gülmeye başladı.Bu sırada Mert adamı tanıdı.Bu komşusu Cemdi.İzlemeye devam etti.Cem bir garip gözüküyordu.Sarhoş olabilirdi.Cem kedinin olduğu köşeye gitti,fermuarını çıkardı ve kedinin üstüne işemeye başladı.Cem sanki bundan zevk alıyordu.Kedi sinirlenmiş olmalı ki Ceme saldırdı.Cem sinirlendi ve kediyi bir tekmeyle yere serdi.Kediye defalarca vurup ölmesine neden oldu.Mert yine sinirlenmişti fakat bu sefer daha soğuk kanlıydı.Cemin arkasından yavaşça yaklaştı.Silahını çıkardı ve Cemin kafasına dayadı.Sesini kalınlaştırarak:
-Sakın tek kelime etme.Sadece dediklerimi yapacaksın.
+Sen kimsin be?
Mert,Cemin silahı fark etmesi için tetiği çekti.
-Bir daha kelime etme şimdi bu kusmuğu yalamaya başla.
Cem korkmuştu:
+Ama..
-Kapa çeneni sadece dediğimi yap.
Cem korkarak kusmuğu yalamaya başladı.
-Şimdi de yaptığın çişi yala bakalım.
+Lütfen bırak gid…
-Sus dedim sadece dediğimi yap.
Cem tanıyamadığı adamın dediğini yaptı.
-Şimdi de kediyi öpüp özür dile.
+Bunları sadece kediye vurduğum için mi yapıyorsun.O bana vumruştu ne yapabilirdim?
Mert bunu susturmadı ve susturmadığına pişman oldu.Bir hışımla ensesine silahın kabzasını vurdu,defalarca yüzünü yumrukladı ve hızını alamayıp Cemi boğmaya başladı.Başarmıştı.Cem ölmüştü.Bugüne kadar kapıldığı kıskançlığı hatırladı ve yüzünde bir gülümseme belirdi.Cemin yüzüne tükürdü.Evet.Artık o da bir kanunsuz olmuştu.Söz sahibi insanların koyduğu,sözde,toplumun uyum içinde işlemesini sağlayan kuralları çiğnemişti.Bugüne kadar hep şöyle düşünmüştü:Eğer birileri böyle kurallar koyduysa bir bildikleri vardır.Evet bir bildikleri vardı.Kendileri için bir bildikleri vardı tabiki de.Diğer insanların hergün neler yaşadığı hakkında bir fikirleri,bir bildikleri yoktu.Dünyadan çok uzakta yaşıyorlardı.Gerçek dünyadan.Aslında biliyorlardı kendilerinin görmediği dünyada neler olduğunu.Ama kimin umrundaki?Cebime vurunca bacağımın sesi değil de paramın sesi duyuluyor diyip mışıl mışıl uyuyorlardı yataklarında.Olan yine bunları kabul eden ve kuralları koyanların yanına giremeyen insanlarda oluşuyordu.Garip olan şuydu ki o insanlar da hiçbir şey yapmıyordu.Bazıları çaresiz kabul ediyordu.Bazıları ise üst kısma aşkla bakıyorlardı.Çünkü onların savunduğu şeyleri savunuyolardı.Benim dinimi savundu.Benim ülkemden olmayanları o da sevmiyor ben de demek ki o benim yanımda.Fakat böyle olmuyordu.O hep kendi keyfinin tarafındaydı.Paranın tarafındaydı.Mert Cemin işini çaldığını hatırladı ve baş ucuna 5 lira atıp otele doğru yol aldı fakat önce bir camiiden içeri girip ellerini yıkadı.
submitted by Sunuyemre to KGBTR [link] [comments]


2020.09.02 00:07 Nugget_Seven Siktimin ibnesi.

12dk önce atılmış bi post da, bi kardeşimiz hayattan zevk almadığını söyleyip içini döküyordu. Bİ TANE OROSPU ÇOCUĞU DA GİT ÖTEDE AĞLA DEDİ. Adam da, post u, yorum u sildi. Ya amın evladı niye kalp kırıyosun. Zevk mi veriyo orospu çocuğu. Belli ki derdi var kendini kötü hissediyor bide swn niye üstüne gidiyorsun. İlla ananı mı sikelim. Bahsettiğim post u atan arkadaş bana özelden yazabilir mi
submitted by Nugget_Seven to KGBTR [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.29 15:07 griljedi GRRM - 2006 Söyleşileri

- Panelde GRRM, Romeo ve Juliet gibi trajik aşk hikayelerini daha çok tercih ettiğini söylemiş ki ASOIAF’a genel olarak baktığımızda, durum gerçekten böyle. Ayrıca kitaplarındaki cinsel sahnelerin “gereksiz” olduğu iddiasını da alaya almış; sürükleyici bir deneyim yaratmaya çalıştığını, cinselliğin insan hayatının büyük bir parçası olduğunu ve karakterlerinin gelişimi için gerekli olduğunu savunmuş. Cinsel sahneler konusunda ölüm konularından daha çok şikayet mektubu almaya başladığını ifade etmiş.
- Jaime karakterini en başından beri karmaşık bir karakter olmasını mı planladığı yoksa yazım aşamasında mı karar verip vermediği ile ilgili soruya “gri karakterleri keşfetmeyi seviyorum ve en başından beri Jaime’nin karmaşık olmasını planlıyordum” diye cevap vermiş ama bazı detayların yazım aşamasında ortaya çıktığını da eklemiş.
- Gri karakterler yazmayı tercih ettiğini vurgulamış çünkü gerçek hayatta da insanların karmaşık olduğunu ve iyi kötü şeyler yapmaya eğilimliğini ifade etmiş. Kurgularda bir savaş kahramanının ve eve gittiğinde ailesini döven insanları birbirinden ayırma eğilimlinde olduğunu ama gerçekte böyle olmadığını, kendi kitaplarında da böyle yapmadığını ifade ederek; arkadaşlarının hayatını kurtaran bir kahramanın eve gittiğinde ailesini dövdüğünü ama bu yaptığı kötü şeyin yaptığı diğer iyi şeyi ortadan kaldırmadığını ama ikisinin de aynı kişi olduğunu vurgamış; kahraman ve kötü.
- Yeni kitapta Arya ve Asha’yı göreceğimizi ve yeni bir POV karakteri olacağını söylemiş ama bundan sonraki kitaplarda daha fazla yeni POV karakteri olmayacağını umduğunu ve mevcutların da azalacağını ifade etmiş. Ayrıca zaman çizelgesi olarak Ejderhalarla Dans’ın Kargaların Ziyafeti kitabını geçebileceğini ama bunun kitabın uzunluğuna bağlı olduğunu da eklemiş. Ayrıca Castery Kayasını ve Yüksekbahçeyi de kesinlikle göreceğimizi belirtmiş. (Şimdi 2005 senesinde 4. kitap yayımlandı ve 2006’da Dans’ı yazmaya başlamış görünüyor çünkü birkaç bölüm de okumuş panelde yahut zaten elinde önceden yazılı notlar vardı, genelde hep bir sonraki kitap için elinde el yazmaları oluyor. Bahsedilen yeni POV karakteri belli ki Melisandre idi ama Kaya ve Bahçeyi kesinlikle görmedik ve zaman da 4. kitaptan ileride değildi. Burada bir fikir değişimi olmuş, demek ki hikaye çizgisinde farklılık var.)
- GRRM’e neden uyumsuzlar ve dışlanmışlar hakkında bu kadar çok şey yazdığını sormuş. O da “bir seviyede herkesin garip ve uyumsuz olduğunu” ifade etmiş. Bariz uyumsuzlar dışında (Tyrion ve Brienne), Davos soylu olmaması yüzünden uyumsuz iken ki yüksek konumundan hep rahatsızlık duyuyor; Ned, kardeşinin hayatını yaşadığı için – Kışyarı ve Cat ile evlenmek- kendini uyumsuz hissediyor ki istediği ya da seçeceği şey bu değildir.
- Hikayedeki kötü adamların “diğer tarafın kahramanları” olduğunu ve hiçbir kötü adamın uyanıp “hmm bugün ne kötülük yapsam” diye düşünmediğini, kendi motivasyonları olduğunu ifade etmiş.
- Yeni kitapta olacak POV karakteri sorulmuş ve Arya’yı da göreceğimizi söylemiş ve arkasından bir Zeki Müren espirisi patlamış. “Peki, Arya da bizi görecek mi?” diye sormuşlar. “Elbette ki hayır... O bir kurgu karakter, bizi göremez ama o görecek mi....? Bilmiyorum.. herhangi bir şey?” Arya’nın sona yaklaştığını ifade etmiş. Anladığım kadarıyla Braavos macerasını ve eğitimini kast ediyor ki bir zahmet yani, lütfen. Bu durumda ön gördüğümüz gibi 6. kitabın en geç yarısında bizim Dişi Kurt, Westeros’a geri dönüyor.
- Kitabın neden bu kadar uzun sürdüğüyle ilgili soruya “hata yaptığını” itiraf ederek başlamış. Tolkien’in LOTR’u ilk Shire ile başlatıp zamanla diğer coğrafyaları tanıttığını, hikayeyi genişlettiğini ve bunu çok iyi şekilde yaptığını söylemiş ve kendisi de aynı şeyi yapmaya çalışmış; en başından beri dünyasının yeni coğrafyalarını ve karakterlerini tanıtmaya çalışmış ama kendini bir sürü topla havada bulduğunu ve onları orada tutmak zorunda olduğunu yoksa topların kafasına düşeceğini söylemiş. (Özetle işler biraz kontrolünden çıkmış görünmekte.) Bazı okuyucuların Ziyafetteki yeni pov karakterlerinden fazla hoşnut olmadığını ve eskileri istediğini ama coğrafya olarak yeni pov karakterlerine ihtiyacı olduğunu ve tek bir pov karakteri ile - Dorne ve Demir Adaları - anlatmaya çalışsa da bunun işe yaramadığını söylemiş. Bu da fazla gecikmeye neden olmuş.
- Rorge ve Isırık için bilgi verdi, Flea Bottom’da Rorge’un bir barı varmış ve adam sıçan, köpek ve ayı yavru dövüşleri düzenleyerek para kazanmış ve sonra yetim genç Isırık’ı bulmuş, içeri almış ve onu dövüşlere sokmaya başlamış; ayı yavruları vs. ile.
- Eğer kitap bitmeden ölürse ne olacağını sormuş. GRRM “sipariş üzerine kitap yazan yazar bozuntularının kitaplarımı bitirmesini istemiyorum, kitapları bitirene kadar uzun yaşayacağımı ummanız gerekir.” diye cevapladı (ulan hızlı yaz o zaman!).
- İnsanları, karakterlerin isimlerini bebeklerine vermesini hala şaşırtıcı bulduğunu söylemiş. Güzel ve Çirkin (GRRM’in yazdığı, birkaç sezonluk dizi) dönemlerinde, bir kadın karakter öldürüldü ve yeni biri tanıtıldı. Bu olayın üstünde ağlayan öfkeli bir kadından telefon almışlar ve yazarların bebeğini öldürdüklerini söylemiş; kadın, bebeğine J karakterinin ismini vermiş. GRRM “Dikkatli olun,” diyor; “karakteri şimdi seviyorsunuz ama ya üç kitap sonra?” (Özeti yazan arkadaş, sonuç; çocuklarınıza, karakter öldükten sonra isim koyun. Demiş. Aklıma Dany ve Tyrion’ı oynayan Peter’ın açıklaması geldi nedense).
- GRRM’e kitaplarda en hafife alınan karakterleri sordu ama o bu soruya GERÇEK bir cevap vermedi ama okuyucuların hangi karakterleri sevmediğini bildiğini söyledi; Sansa ve Cat ama ikisini de sevdiğini söyleyerek ekledi; Arya, Jon ve Tyrion çoğu okuyucunun favorisi diye ekledi.
- Biri Tywin ve fahişeyi (shea) sordu ama GRRM, buna burada cevap vermeyeceğini sonraki kitaplarda çözüleceğini söyledi.
- George, planlanan 5 yıllık atlama hakkında gerçekten aptal hissettiğini söyledi. Başlangıçta Jon'un Sur’da otururken "Lord Commander olduğumdan bu yana yıllar oldukça sessiz geçti ama bunun şimdi ortadan kalkmaya başlayacağını düşünmeye başladım ..." diye hayal ettiğini ifade etti. (Saçmalığını fark etmiş durumun) Yetişkinler, Arya'nın ergenliğe girmesini bekleyemez.
- Bölümlerin (POV) başlıklarının isminin karakterlerin kendilerini nasıl düşündüklerine – özellikle Sansa’nın- dair bir baş sallama olduğundan bahsetmiş (Bu Sansa ve Aleyne konusunda söylediği bir şey vardı ama ileriki yıllara air bir söyleşiye ait).
- Ned Stark’ın Lord Hastings ve Robert’ın da Edwardu IV ile benzerlikleri olduğu, ikisinin de beklenmedik anda uyarılmaksıızın kafasının kesildiği söylenince GRRM de “Eğer daha dikkatli bakılırsa diğer tarihi figürlerle de benzerlikler görülür; Henry VIII’in Robert’ı ve Richard III de Tyrion’a benzer (yahut tersi işte). Marg’ın işkence gören bir şarkıcı tarafından itirafla ihanete uğrayan Anne Boyne’a benzediğini söylendiğinde GRRM “temelde böyle” diyerek bunu kabul etti. Lakin verdiği cevapların hiçbiri açık değilmiş.
- Seriye başladığınız zamandan beri hikaye konusunda çok sapma var mı ya da tüm hikaye konusu başlangıçtan beri az ya da çok hesaplamış mıydınız? İlk tasarladığınızdan daha fazla karakterler eklediniz mi? Serinin yazım aşamasında ilk planlarınızda hiçbir değişim yaptınız mı?
Hikayede sapma var diyemem ama bir yerden diğer yere varmak ilk tasarladığımdan daha fazla zaman ve sayfa aldı... belki de karşılaştığım yerleri ve karakteri bu kadar ilginç bulduğum içindir. İnsan olduğunda ısrarcı olan mızrak taşıyı ikincil ve üçüncül karakterler bu konuda asıl suçlanacak kişiler; yapmalarını istediğim tek şey orada durmaları, sessizce durmaları ve mızrağı tutmaları. (*Mızrak taşıyıcısı, bir oyunda küçük bir rolü olan, eylemleri az önemli olan karakterleri ifade eder.* ) Evet, bazı başlangıç planlarımda değişim oldu. Eğer olmasaydı ben sadece noktaları birleştirirdim ve bu da beni delirtirdi. Bazı yazarlar mimar, bazıları da bahçıvandır, ben ikincisiyim. Hikaye, yazım sırasında kendine ait bir yaşam sürer (yani hikaye, yol boyunca kendi kendini geliştirir, büyütür ve kendini anlatır demek istiyor. GRRM bu tarz hikayeler yazabiliyor, öbür türlüsünde ilgisini kaybediyor).
- Dünyanızda bilhassa gurur duyduğunuz bir parça var mı?
Sur’u seviyorum. Bildiğim kadarıyla bir fantezi dünyasında eşsiz, benzeri yok.
- GRRM, Cersei ve Dany’nin doğrudan tezat oluşturmayacağından pişmandır...(anlamadım doğrusu) GRRM, zaman çizgisini belirsiz tutmaya çalışıyormuş. Karakterlerini ayrıntıyla anlatmak için fazladan nefes alanlarını seviyor. Bran’ın herhangi bir bölümü yoktu ve Dany’nin sonu farklıydı. Şimdi onun sona erme biçimini seviyor (Yine anlamadım, önü ve arkasında açıklayıcı bir şey yoktu, biraz saçma bir özetleme olmuş olan biteni).
- Krallar, bir kişiyi şövalye ilan edebilir ama Lordlar edemez. Lordun bir kişiyi şövalye yapabilmesi için kendisinin de şövalye olması gerekir, bu yüzden Eddard Stark kimseyi şövalye yapamaz ama Kral Baelor bir kral olarak yapar. Krallar için en önemli şey lordlar ilan etmek, sorun onlara toprak verebilmekte (Böylece Jorah, İnanç’tan olmadığı halde nasıl şövalye ilan edildiğini öğrendik, kral istediğini şövalye yapabilir).
- İkinci Ejderhaların Dansı, Dany’nni istilası manasına gelmesi gerekmez (Bu ilginç işte; kırmızı ringa balığı mı uzattı yoksa GRRM’in aklındaki 2. Dans bizim kafamızdakinden çok mu farklı? )
- Kitapların geri kalanında tüm karakterler olacak mı sorusuna; “Evet, ADWD'den sonra tüm karakterleri aynı kitapta bir araya getirmeyi umduğunu” söyledi. Kahkahalar atarken birazını öldürmesi gerektiğini de ekledi.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.26 15:34 ugur5178 efe aydaldan bir eser okumanızı tavsiye ederm (önceden atmıştım görmeyenler olabilir)

güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)
Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by ugur5178 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.24 21:18 Krasnador_ Sütü seven kamyoncu lore

Burada anlatılan hikayeyi kimse anlamamış. Uzun yol şoförlüğü yapan kamyoncu adam cinsel ilişkiye çok düşkün biridir. Yakın arkadaşları Şener, Tansu ve Ömür; adama memikto emme anlamında "sütü seven kamyoncu" lakabını takmışlardır. Azgın adam uzun yol şoförü olduğu için cinsel ihtiyacını karşılayamadığından sürekli asılmaktadır. Adam kamyonun içinde tülü çekip dik oturur ve götünü dışarı çıkarıp otuz bir pozisyonu alır. Uzun yola çıkma vakti geldiğinde tülü açıp Tem Otoyolu'na doğru yol alır. Yola çıktığı için artık flütüyle oynayamaz ve mecburen flüt aşağı iner. "Santra ile Flüt Aşağı" derken kastedilen budur. Adam asılmaya o kadar müptela olmuştur ki, yapmadığında canı sıkılır. Bundan dolayı "sütü seven sıkılma böyle" şeklinde seslenilir kendisine. Yakın arkadaşları adamın bu kötü huyunu bildiklerinden bazen "abi o kötü alışkanlığı bıraktın dimi" diye sorarlar. Çaresiz adam ise "bıraktık çok şükür" şeklinde yalan söyler. "Laf kötü, yalan deme" ile anlatılmak istenen budur. Şarkının ortasında azgın kamyoncunun arkadaşları Şener, Tansu ve Ömür'ün hayatından kesitler sunulmuştur. Şener ıhlamur içmeyi çok seven biridir ancak ıhlamur kendisinde çarpıntı yapmaktadır. Doktor, Şener'e ihlamur içmeyi yasaklamıştır. Bir süredir tedavi gören ve iyileştiğini düşünüp artık ıhlamur içmeye başlayabileceğini düşünen Şener'in hayallerini zalim doktoru yıkmıştır. Yapılan son kontrolde doktoru, henüz iyileşmediğini ve ıhlamur içmesinin gecikeceğini söyler. "Ihlamur istedi Şener, diyor ki doktor rötar var" sözleri bize bunu anlatır. Tansu ile Ömür'e gelince onlar ev arkadaşıdır. Tansu'nun sevimli bir köpeği vardır. Ömür ise süsüne çok düşkün, özellikle saçıyla çok uğraşan biridir. Ömür'ün elinden fön makinası hiç düşmez. Tansu köpeği üzerinde "Pavlov'un Köpeği ve Klasik Koşullanma Deneyi"ni yapmak istemektedir. Köpeğinin mamasını elindeki zili çaldıktan sonra vererek, ilerleyen zamanlarda zili çaldığında köpeğinin ağzının sulanıp sulanmayacağını merak etmektedir. Tansu zili çaldığı sırada Ömür'ün çalıştırdığı fön makinası hayvanın dikkatini dağıtır. Bundan rahatsız olan Tansu, Ömür'den fön makinasını kapatmasını ister. "Tansu'da zil, Ömür fönleme" cümlesi ile aktarılan budur. Tansu'nun sevimli köpeği yavruladığında "köpekler insanın en iyi dostu" olduğu için çok mutlu olurlar. "İt dost verir" derken anlatılmak istenen, dünyaya gelen yeni dostlardır. Şarkının sonunda ise arkadaş kesitleri sona erdirilir ve tekrar kamyoncunun hayatına dönülür. Direksiyon sallamaktan yorulan kamyoncu, dinlenme tesisinde mola verip lokantaya gitmek ister. Ancak kamyondan dışarı çıkarken "Lan bir de fanilaya boşalmış olmayayım" şeklinde tereddüt yaşar. Çünkü azgın adam, yol boyunca esmer dünürünün popişini öpücüklere boğmayı hayal etmiştir. "Lokanta mı, ya fanilaysa, dünürün öpülesi götü karaysa" ifadesi, adamın yaşadığı bu zor durumu anlatır bizlere.
submitted by Krasnador_ to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.20 09:39 DCainee Our players are shit , below average and they all think that they're good for some reason.

I will start with Deniz fucking Turuc a.k.a Mr.Retardness on next level. Geri kalanını Türkçe yazıp içimi dökmek istiyorum affınıza sığınarak.
1) Deniz Türüç Bu arkadaş küçük takımda yıldız olmaya alışmış , kendini yetenekli sanan ve bu yüzden tembelliğe alışmış berbat ötesi bir kanat oyuncusu. Hızlı oyunda yeri yok , set oyununda yeri yok. Dar alanda çalım atamaz , hızını kullanıp rakibini geçemez , ekstra bir pas çıkaramaz. Adamın tüm maçlarını izlerseniz göreceksiniz ki bu arkadaş sol kanatta da düz kanatlık yapabilecek zekaya ve kapasiteye sahip değil. İç oyuncusu asla olamaz. Bu arkadaş sağ kanatta topu alır ve elinizde iki opsiyon belirir. a) Rakibi sırtına al ve geri pas ver(Asla çalım atamaz , yetenek fakiri orospu çocuğu.) b) Topu soluna çek ve müthiş sol ayağınnan şut at.
25 yıllık hayatım boyunca bu adamdan daha kötü , daha özelliksiz ve buna rağmen kendini beğenmiş bir kanat daha görmedim ben. Eminim tarihimizde bundan kötüsü olmamıştır. Ali Bilgin bundan iyiydi be.
2)Nabil Dirar Geçen seneki vasat takımın Hasan Ali ile beraber en iyi oyuncusuydu , doğrudur. Bu sayede aptal yönetim aptallıklarına bir yenisini ekleyip sözleşmesi biten pahalı , vasat altı , özelliksiz ve oynadığı pozisyonlar konusunda kafası karışmış , aşırı formsuz olan bu adama yeni kontrat verdi. Sol bek almaktan aciz oldukları için adam sol bek oynadı ve bazı çevrelerde kahraman ilan edildi. Rezilliğin daniskası. Murat Sağlam bu adamdan daha kötü olabilir mi? Sanmıyorum.
3)Tolgay Arslan Fazla söze gerek yok.
4)Mehmet Ekici
Yıllardır oynayacak diye bekleriz. Seneye dair tüm umutlar bittikten sonra "sakatlıktan" çıkar ve güzel bir iki hareket yapar. Taraftar başlar "Seneye Ekici oynamalı vs. vs." 3 maç geçmeden tekrar sakatlanır. Yeteneğine , tekniğine lafım yok ve fakat müzmin sakattır , 4. maçı çıkaramaz.
5)Garry Rodrigues
Menajer kazığıdır , bal yapmayan arı bile değildir. Hızlıdır ve arada iyi şutlar atar ama o kadar.
6)Hasan Ali Kaldırım
Yıllardır kanayan yaramız. Fenerbahçe'nin seviyesinin , kalitesinin ne denli düştüğü bu arkadaş üzerinden ölçülmelidir. Bu arkadaş geldiğinde de , şu an da Fenerbahçe'de en fazla yedek olabilecek seviyede bir bektir fakat bu arkadaş geçen senenin "en iyi" oyuncusuydu.
7)Emre Belözoğlu
Fenerbahçe'nin yeni kanseridir. Ali Koç ve ekibi başımıza bela edecek , sportif direktörlük yaptıracaklar. Bu arkadaş Fenerbahçe'nin efsanesi vs. değil ama illa ki efsane yaratmak istiyorlar. Bu seneye kadar Fenerbahçe'nin kaptanlığını da yapmayan bir adam nasıl olur kaptan olarak döner bu takıma anlayamıyorum.

8-9-10-11-12-13-> ∞ ) Fenerbahçe yönetimi
Tarihimizin en kötü , en basiretsiz yönetimi olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedirler. Finansal sıkıntılar vs. elbette ciddi şeylerle uğraştıklarının bilincindeyim fakat bu adamların yaptığı her hareket hata/yanlış. Fenerbahçe taraftarına anlattıkları vizyon ile yapılan arasında uçurum var. Bugün havlu attığın ligde hala sezon başı transfer ettiğin/altyapıdan çıkardığın genç oyunculara forma şansı veremiyor oluşun bile bu yönetimin basiretsizliği , iş bilmezliğindendir.

Sonuç;
Fenerbahçe bok çukurunun içinde debelenip duruyor. Kolay kolay da çıkacağımızı düşünmüyorum bu bok çukurundan. Ne seneye , ne sonraki senelere dair umudum var artık. Yönetime , teknik ekibe ve oyunculara burdan "Allah belanızı versin ruhsuz köpekler, iki paralık ettiniz o kutsal formayı" diyorum.
submitted by DCainee to FenerbahceSK [link] [comments]


2020.07.16 23:56 flozenlol güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)

Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by flozenlol to KGBTR [link] [comments]


2020.06.27 00:54 gultigin İlk siyahi modelin trajik hikayesi.

Çok uzun boyu ve çok ince fiziği ile oldukça dikkat çeken Donyale Luna, henüz 18 yaşında bir lise öğrencisiyken İngiliz fotoğrafçı David McCabe tarafından Detroit’te keşfedildi. Donyale’i hemen New York‘a davet eden McCabe, onu Harper’s Bazaar dergisinin editörü Nancy White ile tanıştırdı. Görür görmez bu karamel tenli kızdan çok etkilenen White, derginin 1965 ocak sayısı için Donyale Luna’nın çizimlerini yaptırtmaya karar verdi ve böylece model olarak ilk çalışmasına kapak kızı olarak başladı Luna. Hem de sıradan bir kapak kızı değil, Harper’s Bazaar dergisinin ilk siyahi kapak kızı!
Bu dönemlerde, çocukluk arkadaşı Mary Ann‘e yazdığı mektupta şu sözleri dile getirdi: “New York bir rüya gibi… 5. Cadde’de bir adam sokak ortasında benimle dans etti. Brodway sokaklarından aşağı doğru inerken, restoranlarda oturan adamlar bana ıslık çalıyor, bazen de hayran kalmış gözlerle beni takip ediyorlar. Bunlar daha bir şey değil. Aklına gelemeyecek olaylar da yaşanıyor günden güne. Harper’s Bazaar harika bir yer! Yakında sana yeni halimin fotoğraflarını da göndereceğim. Son nefesime kadar çalışmam da gerekse, dünyanın tepesinde olacağım, çok ünlü olacağım, göreceksin.” Harper’s Bazaar ile bir yıllık sözleşme imzaladıktan sonra, fotoğrafçı Richard Avedon ile çalışmaya başlayan Luna, derginin bütün sayılarında yer alıyordu. O dönemler ırkçılık hala gündemde olan bir konu olduğu için, Afrikan Amerikalı bu kızın yaptığı işler, dönemin önde gelen gazetecileri tarafından eleştiriliyordu. Çok çalışması bir yana, hakkında yazılan olumsuz yazılar da ona iyi kötü bir reklam olmuş olacak ki, Donyale Luna’nın yıldızı birden parladı! Alışılagelmişin dışında bir vücut yapısında olan Luna ile çalışabilmek için dergi ve giyim markaları adeta bir savaş halindeydi. Onun üzerinde görülen her kıyafet, satış rekorları kırıyordu.
Amerika’da kavuştuğu bu ünün üzerinden henüz 3 ay gibi kısa bir süre geçmişken korkunç bir haberle sarsıldı başarılı model. Babası eskiden beri şiddete yönelimi olan birisiydi. Bir gün babası, Luna’nın annesini ağır bir şekilde tehdit ettikten sonra, annesi ne yapacağını bilememiş ve son çare olarak meşru müdafaa gereği babasını vurarak öldürmüştü. Aniden gelen ünün ve bütün bu yaşananların ağır yükünü taşımakta zorluk çeken model, kendini alkol ve uyuşturucuya vermeye başladı. O dönemler Andy Warhol, Sammy Davis Jr, Miles Davis gibi özgür ruhlu, yaratıcı, ancak bir o kadar da insanı dibe çeken, tehlikeli olabilecek arkadaşlar edindi.
Uyuştrucu kullanmaya başladıktan sonra, işlerini oldukça aksatarak söylenenleri yapmaması ve çirkin davranışları nedeni ile moda evleri ve dergileri, Luna ile anlaştıkları işleri bir bir iptal etmeye başladılar. Amerika’da artık tercih edilmeyen model, 1965 yılında Londra‘ya taşınmaya karar verdi. Burada kendine yeni bir düzen kuran ancak kötü alışkanlıklarından vazgeçmeyen Donyale Luna, kısa sürede İngiltere’de bir hit haline geldi. David Bailey, William Klein, Helmut Newton ve William Claxton gibi efsanevi fotoğrafçılarla çalıştıktan sonra, Claxton, onu bir gün Salvador Dali ile tanştırdı. Dali onu “Adeta Nefertiti’nin reenkarne olmuş hali” olarak tanımladı. 1966 yılının mart ayında modanın mabeti sayılan İngiliz Vogue‘un ilk siyahi kapak kızı olarak tarihe geçti. Bu olaydan sonra Amerika ve dünya genelinde önceleri kendisine kapanan kapıların hepsi tekrardan açılmaya başladı ve birçok ülkeden birçok dergi ve moda evleri ile iş birliklerine başladı.
Bu kadar şöhret, para ve uyuşturucunun Luna üzerinde ağır psikolojik etkileri vardı. Verdiği röportajlarda neredeyse hiçbir söylediği doğruyu yansıtmıyor, aydan geldiğini söyleyerek yaz kış ayakkabı giymeyi reddediyor ve dört ayak üzerinde emekleyerek dolaşıyordu. İtalyan basınına günde üç kilo et yediğini söylüyor, babasının Luna soy isimli beyaz bir adam olduğu gibi gerçeği yansıtmayan demeçler veriyordu. Bu garip hallerine kimse anlam veremiyor, tam tersi davranışları yeniden yükselişe geçmiş kariyerini zedelemeye başlıyordu. Yine de düşüşü beklenildiği gibi hızlı olmadı. Mick Jagger ile çok yakın arkadaş olan Donyale, bir süreliğine Rolling Stones üyesi Brian Jones ile aşk yaşadı. New York’da katıldığı bir partide Jackie Kennedy yanına geldi ve ona ne kadar güzel olduğunu söyledi. Şöhreti sarsılsa da henüz yok olmayan Donyale Luna, kendi kimliği ile de ciddi sorunlar yaşıyordu. Afrikan Amerikalılar, Latinler ve diğer azınlıkların haklarını önemsemediğini, politikadan uzak durmak istediğini belirterek sempatisini yitiriyordu. İşte böyle inişli çıkışlı yaşadığı dönemlerde İtalyan fotoğrafçı Luigi Cazzaniga ile evlendi. Evlendikten sonra Playboy‘a verdiği çıplak pozlarla tekrar gündeme geldi.
Artık iyice kendi kontrolünü kaybeden Luna, işe gitmiyor, bir zamanlar Amerika’da sergilediği davranışlarına benzer hareket ediyordu. Bu zor zamanlarında kendini hiç olmadığı kadar uyuşturucuya veren Donyale Luna, arkasında 18 aylık bebeğini bırakarak 34 yaşında aşırı dozdan hayata gözlerini yumdu. Kendisi gibi siyahi model arkadaşı Beverly Johnson, Donyale’in aslında etrafından büyük destek gördüğünü, kimsenin onu kötü bir duruma sokmadığını ancak kendi kendini yok ettiğini dile getirdi.
submitted by gultigin to KGBTR [link] [comments]


2020.06.21 13:40 kappuska İncel olmama giden süreçteki moglanma anılarım ve tecrübelerim

Örnek 1) Ortaokuldayım dişlerim aşırı çirkin birşeye dönüştü beni önceden seven kız artık sevmiyordu. Kızlar bana kötü davranmaya sanki yokmuşum gibi davranmaya başladılar.
Örnek 2) Liseye geçtiğimde siyah gözlü kara tenli bir eleman vardı tüm kızlar buna hastaydı. Ben o zamanlar zannediyordumki işin sırrı göz renginde eğer benimde gözüm simsiyah olsaydı kızlar bana da hasta olurdu ancak eleman 185 boyunda bir chaddı.
Örnek 3) Daha ortaokuldayım Almanya'dan gelen bir eleman vardı ancak tam bir Chad çenesi abartmıyorum tam bir kare şeklinde felaket manken suratlı bir elemandı. Tüm kızlar bunun etrafında pervane oluyordu. Benle dalga geçilir hocalar bile gülerdi. Bu elemanı ingilizce hocası çok severdi tenefüste hocaya el şakası yapardı hoca bildiğin naz yapardı. (Tüm bu flashbackler blackpill felsefesini okuyunca kafamda şimşek gibi çaktı).
Örnek 4) Yine ortaokul bu sefer sarışın mavi gözlü bir arkadaş vardı diğer sınıflardan kızlar bu eleman için okul çıkışında kavga ederlerdi. Bu chad tam bir yavşaktı kızları peçete gibi kullanı sonra bir köşeye atardı. Belki şu an çoktan kriminal olaylara karışmış olabilir
Örnek 4) Lisede yine tarihci bir femoid vardı bu kadın ben sorduğu soruyu cevaplasam bile bir bahane bulur beni terslerdi. Bir defasında bana böyle soruya cevap verdim diye bana bağırdı bilmiyorsan konuşma diye. ancak yakışıklı olan eleman derste sürekli şamata yapar gırgır yapar bu hoca buna sürekli gülerdi asla bağırmazdı.
Örnek 5) Üniversitede moglanma anılarıma geçeyim. İngilizce bildiğimden bir ders aldım sınıf full yabancıydı birkaç tane Türk vardı biriside benim memleketlim çıkan Chaddı bu elemanda yine köşeli çeneli sarışın +185 biri. Grup ödevi verildi bir tane ortadoğu ülkesinden kız bizim gruba verildi grupça ödev yaparken görmeniz lazım hep beraber toplandık ödev yapıyoruz bu ortadoğulu kız bu balkanlı Chada nasıl bakıyor kafası sürekli onda sürekli onla konuşuyor ben aslında background karakterim orda yokum. Bu dönem benim bazı erkeklerin üstün olduğunu farkettiğim yıllara denk geldiği için çok fazla iplemedim.
Örnek 6) Otelde garson olarak çalışıyorum (belirteyim artık bu yıl benim blackpill felsefesini iyiden iyiye gözlemlediğim ve yuttuğum bir yıl). Çok acımasız şeyler gördüm. Garsonuz 3 eleman bir tanesi yine köşeli çeneli +185 ancak bu çocuk benden küçük 19-20 yaşlarında. Bu eleman bana instagram mesajlarını gösterdi hem resepsiyondaki kızla yazışıyor at gibi bir kız felaket birşey. Hem mutfakta çalışan kızla sevgili. Hemde oda servisine gittiği Kazak kız bahşişin yanında telefon numarasını veriyor. Bu çocuk bana diyorduki senin neden sevgilin yok. Zannediyorki tüm erkeklere kızlar böyle yazıyor. Farkında değil henüz. Bir tane bulaşıkhaneye deforme adam geldi mutfakta çalışan kızlar bu adam yanlarından geçtikten sonra dalga geçip gülmeye başladılar.
Evet hayatım böyle tonlarca örnekle doludur 25 yaşındayım hayatımın her döneminde güzel gözüken insanların daha başarılı olduğunu gözlemledim çünkü toplum onlara iyi özellikleri otomatik olarak yüklüyor isterse tecavüzcü olsun güzel görünüyorsa o yapmaz öyle birşey denir. Çocukluktan itibaren güzeli yakışıklı insanlar sevgiyle büyüyor ilgiyle büyüyor bunun sonucunda başarılı oluyorlar. Cinsel ihtiyaçlarını karşıladıkları için kafaları işlerine daha konsantre ve toplum tarafından daha çok saygı görüyorlar. Şunu da söyliyim genel olarak bu bahsettiğim Chadler hep iyi insanlardı hep iyi arkadaşlıklarım olmuştur. Belki yurtdışındakiler bullyci piç tiplerdir hiçbiriyle şu an görüşmesemde arkadaşlıklarım iyidir onlarla. O yüzden Chadlerden nefret etmekte anlamsız.
submitted by kappuska to turkincel [link] [comments]


2020.06.02 21:54 itinbiri Güzellik Uykusu - Bölüm 3

Birkaç bağırışmayla kendime geldim. Galiba artık deliriyordum çünkü yine neresi olduğunu bilmediğim çıkmaz bir sokaktaydım. Sokak lambası etrafa loş bir ışık veriyordu. Karşımda iki kişinin bir adamın üstüne yürüdüğünü gördüm. Herzaman arka cebimde tuttuğum bıçağımı çıkardım. Neden yaptığımı bilmediğim şekilde, o iki kişinin üstüne bağırarak koşmaya başladım. Elimde bıçağı görünce kaçmaya başladılar. Adamın yanına geldim hemen. Vücuduna ve yüzüne baktım. Herhangi bir yara izi falan yoktu. "İyi akşamlar" dedim. Tam arkamı döndüm ve yürümeye başlıyacaktım ki, adam kolumdan tuttu.
"Geleceğini biliyordum. Bende seni bekliyodum."
Ne demek istiyordu bu şimdi? Yüzüne baktım,
"Ne o, sen filmlerdeki o sihirbazlardan biri misin yoksa?"
Çok ukalaca davrandığımı biliyordum. Genelde insanlarla böyle konusurdum. Çünkü insanlar, etiket fiyatlarından daha değersizler.
Lambanın altındaki kaldırıma oturdu ve bana baktı. Galiba yanına oturmam lazımdı. (Filmlerde falan hep öyle olur ya) Bende yanına oturdum. Ters bir bakış attım adama. Cebinden bir çakmak ve sigara çıkardı. (L&M içiyordu) Sigarayı ateşleyip bir fırt aldı. Sonra bana döndü.
"Daha önce hiç bu kadar sinirle bıçak sallayan birini görmemiştim."
Az önceki olaydan bahsediyordu muhtemelen. Devam etti.
"Gerçekten çok şanslısın, biliyorsun değil mi? Bir gece yarısı iki grup arasında bıçaklı kavga çıkıyor ve bu kavgadan yarım saat önce tüm şehirde 2 saatlik bir elektrik kesintisi yaşanıyor. Ne kameralar ne de bir başkası sizi görebiliyor. Polislerin elinde sadece, sen ve arkadaşlarından biriyle bıçakladığınız çocuk var. Hemde iki kez bıçakladınız. Peki annenin bundan haberi var mı? Ya da daha önemli bir soru sorucam. Sadece üstünlük için kavga ettiniz. Hayvanlardan farkınız ne? "
Adamın her kelimesi bir bıçak gibi vücudumu deşmeye başladı. Bir şeylerin kanadığını hissediyordum ama göremiyordum. Tüm bunları o nerden biliyordu? Polis bile benden habersizdi. Bu adam beni polise verirse hayatım da kararabilirdi. Ben bunları düşünürken, adam yüzüme sigara dumanı üfledi. (sigaradan nefret ederim) Sorusuna cevap beklediği aşikar.
"Belki de hayvanlardan farkımız yoktur. Bende kendi bölgemi savundum sadece. Öldürmek için değil, yaşamak için bıçakladım. Ama bende sana..."
Adam eliyle ağzımı kapattı ve bana bir bakış attı. Gözlerinden "Mahallenin güvenliği lise çağlarında bir çocuğa mı düştü sanki?" dediği çok net anlaşılıyordu.
"Sen zaten asla kendinden başkasını önemsemezsin değil mi? Bencilsin, egoistsin, ukalasın. Çevrendeki insanlara değer vermiyor olabilirsin, fikirlerini önemsemeyebilirsin ama ailene dönüp baktın mı hiç? Sana terbiyesiz, serseri, it demeleri seni üzmüyor olabilir. Ama annene, "Doğru düzgün yetiştiremeyeceksen doğurmasaydın" dediklerinde annenin ne kadar üzüldüğünü gördün mü sen hiç? Tabi ki hayır. Çünkü sen dünyanın, senin etrafında döndüğünü düşünüyosun. Utan lan. Boyun eğdirdiğin ailenin her ferdinden utan!"
Affallamıştım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Bağırıp çağırmak istedim önce. Sonra, önceliğimin bu adamın dün gece yaşanan olayları nerden bildiğini öğrenmek olduğu aklıma geldi. Sanki dedikleri hiç umrumda değilmiş gibi,
"Hayatıma karışma bilader. Sana tek bir sorum var, sonra s*ktir olup gidicem. Sen dün gece ki olayları nerden biliyorsun?"
Sigarasının son dumanını içine çekti. Öyle zevk almıştı ki sigaradan, dumanın ciğerlerle dans ettiğini düşündüm o an.
"Ben de dün..."
Aniden yüzüm yanmaya başladı. Gözlerimi kapatıp açtığımda yatağımdaydım. Tuncay başımda oturuyordu ve bana bir kez daha vurdu. Hemen yattığım yerden kalkmaya çalıştım.
"Noluyo oğlum!?"
Sonra aniden üstüme bir şey atladı ve beni yalamaya başladı. Bu dün gece ki küçük kedi. Ne? Annem onu dışarı koymamış mıydı? Evimizde kalmasına nasıl izin verdi? Garip ama çok mutlu olmuştum. O an Tuncay bir tokat daha indirdi suratıma.
"Şerefsizlik yapma lan. Niye vuruyon yarım saattir!"
"Senin o çok sevdiğin arkadaşının doğum günü kutlamasına 1 saat kaldı. Ayıkıyon mu?"
Tabi ya. Bugün okuldan sonra çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın doğum günüydü. Okuldan çıkıp eve gelince uyumuştum muhtemelen ve hepsi bir rüyaydı. Uzun zamandır böyle rüyalar görmemiştim. Sonra masamın üstündeki hap kutuma baktım. Boş gibiydi. Doktorum sakinleştirici hapları kullanmazsam kabuslar görebileceğimi söylemişti. Hapları kullanırsam doktorun deyimiyle "Güzellik Uykusu" na dalacaktım. Güzellikten kastı, benim kafamda yarattığım yalanlardan oluşan hayallerdi. Kabuslar ise yüzleşmekten korktuğum gerçekler.
Gidip elimi yüzümü yıkadım. Dolabımdan hediyeyi aldım. Kedicik ayaklarımın altında geziniyordu. Ona tekrar süt verdim. Bir isim koymadım ona. Muhtemelen annem onun varlığını unutmuş ve onu görünce dışarı bırakacaktı. Üzerimdeki eşofmanları değiştirme gereği duymadım. Sonuçta kendimi birine beğendirmeye gitmiyordum. Zaten hayatım hep böyle rahat takılarak geçti. Kimin ne dediğini umursamadan, sadece kafamın estiğini yaparak. Tuncay'a önce eczaneye uğramamız gerektiğini söyledim. Yeni haplar almama lazımdı.
Yola koyulduk. Önce eczane, daha sonra çok iyi denemez ama güzel bir kafeye geldik. İçerdeki insanların çoğu tanıdıktı. Kapıdan içeriye adım atınca herkesin bana dikkat kesildiğinin farkındaydım. (çünkü hep böyle olur) Gözleri morarmış, yorgunluktan sarhoş gibi yürüyen ve sert mizaçlı, itici bir çocuk işte.
Sakin bir yere geçip oturmaya başladık. Müzik sesi, kafama vurulan bir balyoz gibiydi. Kalabalık ortamlardan nefret ederim zaten. Ama arkadaşımız sonuçta, ayıp etmek istemedik ve katlandık hepsine.
Hediye verme zamanı gelmişti. Tuncay'la ben dışında herkes hediyenin yanında bir küçük not yazmıştı. "İyi ki doğdun canım arkadaşım." "Seni çok seviyorum." "Kankaların bir tanesi" gibi çocukça notlardı ama buram buram samimiyet ve sevgi kokuyordu. Yani kokmasa bile çocukların gözlerinden okuyordum samimiyeti. Daha önce bana hiç böyle bakmamıştı insanlar. Ben hediyemi uzatırken yine öcü görmüş gibi bakıyorlardı bana. Bu beni hiç rahatsız etmemişti ama rüyamdaki adamın o konuşmaları geldi aklıma ve ilk defa rahatsız oldum. Hediyeyi verir vermez Tuncay'ı kolundan çekiştirip dışarı götürdüm.
Bu hareketime anlam verememişti ama bir şey de demedi. Hemen 5 kişilik tayfamızı toplayıp herzaman oturup muhabbet ettiğimiz ağaçlık yere gittik. Hepsi mutluydu. Konuşuyorlardı, gülüyorlardı, el kol şakaları falan. Arkadaş ortamı hep sakinleştirici etkisi yarattı bende. Tüm dertlerden uzaklaşıyordum onlarlayken. Çok iyi dört kardeşe sahibim. Gece saat bire kadar oturduk. Onlar konuştu, ben rüyamdaki adamı düşündüm. Haklı olamazdı. Çünkü haklı olmasını istemiyordum. Hiç tanımadığım, üstelik rüyamda gördüğüm bir adam nasıl bu kadar etkilemişti beni? Ben iyice dalıp gitmişken. Selo koluma dokundu,
"Hayırdır len, bi sorun mu var? Varsa bilelim kardeşim."
Bir anda hepsi meraklı gözlerle bana bakmaya başladı. Yaşadıklarımı ve duygularımı onlara anlatmıycaktım. Çünkü kimseye duygularımdan bahsedecek kadar cesur olamadım. Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Ama artık bazı şeylerle yüzleşmem gerekiyordu galiba.
"Beyler, ben kötü biri miyim?"
submitted by itinbiri to u/itinbiri [link] [comments]


2020.05.21 18:54 ferreisawesome Üfürükçü hoca üniversiteden arkadaşımı ve beni hamile bıraktı

Üniversiteli hanım hanımcık Bakire bir kızdım. Kendi grubum dışında da arkadaşlarım vardı haliyle. Fakat daha çok kendi aramızda zaman geçirirdik. Yine de, grubumuz dışından bir arkadaşımla da oldukça zaman geçirirdim. Liseden beri arkadaşımdı ve aslında ailelerimiz arkadaş olduğundan zamanında görüşmeye başlamıştık. Elif benden çok farklı biriydi aslında. Hanım hanımcık, hatta muhafazakâr bir tarafı da olan biriydi. Ve istediği tek bir şey vardı: evlenmek. Özellikle zengin bir koca bulup, kendini sağlama almak istiyordu. Bunu da: daha okulun 1. sınıfındayken başarmıştı. Kendisinden 10 yaş büyük biriyle evlenmişti ve ailesinin bunu hiç itiraz etmeden kabul etmesi, hem bana, hem de çevredekilere şaşırtıcı gelmişti. Ama evlenmiş olmak Elif için yeterli değildi. Olabilecek en çabuk şekilde hamile kalmak ve evliliğini garanti altına almak istiyordu. Fakat 6 ay sonunda hala hamile kalamamıştı ve ara sıra ağlama krizleri geçiriyordu bu yüzden. Bir sürü doktora gitmesine rağmen, doktorlar Elif ile ilgili herhangi bir sorun bulamadılar. “Belki de eşinde bir sorun vardır?” dediğimde, bana o kadar kızıp bağırmıştı ki, 2 ay birbirimizi gördüğümüzde yüzümüzü çevirmiştik. Aramızdaki küslük devam ederken, bir gün yanıma geldi ve beni inanılmaz derecede hayrete düşüren fikrini söyledi. Artık nereden duymuşsa: Polatlı’da bir hocanın adını almıştı. Bu (sözde)hoca : çocuk sahibi olamayanlara yardım ediyormuş ve Elif de ciddi ciddi gitmeyi düşündüğünü söyledi bana. O kadar şok olmuş bir haldeydim ki, bir süre sadece ağzım açık bakakalmıştım Elif’e. Sonrasında vazgeçirmek için ne kadar uğraşsam da Elif’i kararından döndüremedim. Benim de onunla gitmemi rica ettiğinde, en azından ona göz kulak olabileceğimi düşünerek bu teklifini kabul ettim. Sonuçta sağlıklı düşünemediği belliydi ve bu halde başına olmadık bir sürü iş açabilirdi.
Bahar şenlikleri haftasında benim arabamla Polatlı’ya doğru yola çıktık. Elif yolda sürekli teşekkür ediyordu bana, ama ben yine de üstümdeki sıkkın ruh halinden kurtulamıyordum. Kısa bir mesafe olduğundan Ankara Polatlı’ya varmamız 1 saat kadar sürmüştü. Fakat Elif’in elindeki adresi bulabilmek için daha fazla zaman harcamamız gerekti. Bir sürü yere sorduktan sonra Polatlı’nın biraz dışında, köy kılıklı bir kenar mahalleye girdik ve ara bir sokaktaki 2 katlı berbat haldeki bir evin önünde durduk. Kapının önü kalabalık sayılırdı ve kalabalık genelde başörtülü, hatta kara çarşaflı kadınlardan oluşuyordu. Daha o anda, (Ne işimiz var bizim burada?) diye geçirmiştim içimden, ama yinede arabadan inip Elif ile birlikte eve yöneldim… Daha biz arabadan inerken bütün yüzler ikimize dönmüştü zaten. Oradaki tiplerle uzaktan yakından alakası olmayan ve oraya göre biraz fazla açık saçık giyimli (özellikle ben!) iki genç kadın, herkesin dikkatini çekmişti doğal olarak. Kalabalığın içindeki kadınlar, gizlemeye gerek duymadan bizi işaret edip aralarında konuşurken, aralarından geçerek evin kapısına vardık. Kapıyı bir kere tıklatmam yetmişti. Başörtülü, orta yaşlı bir kadın kapıyı açarak bizi içeri davet etti. Elif, hemen daha önceden aradığını belirterek, bir an önce içeri girmek istediğini söyledi. Ama evin içi de tıka basa doluydu ve içerideki koku pekte tahammül edilebilecek gibi değildi. Kadın beklememiz gerektiğini söyleyerek bize oturmamızı söyledi. Tıklım tıklım odanın içinde oturacak yer olmadığından ayakta beklemeye başladık. Elif, çoktan bir eşarp çıkarmış ve başını örtmüştü. Yanımda eşarp getirmediğimden başım açıktı ve etraftakilerin bakışları, saklamaya gerek duymadan kınıyordu beni. İçimden Elif’e türlü hakaretler ederken sessiz kalmaya çalıştım. Elif ise sanki transa geçmiş gibiydi. Dudakları ses çıkarmadan kıpırdıyordu. İçinden dua okuduğunu anladım, ama aynısını yapmak için yeltenmedim bile. Ne de olsa iflah olmaz bir Deist idim ve dinlere inancım kendimi bildim bileli hiç olmamıştı. O şekilde hemen hemen bir saat bekledikten sonra kadın yanımıza geldi ve hoca efendinin (!) bizi kabul edeceğini söyledi. Benim girmeme gerek olmadığını söylemeye çalıştığımdaysa, hocanın bize kapı aralığından baktığını, bende de kötü bir büyünün varlığını hissettiğini, ikimizi birden görmesi gerektiğini ve ikimiz birden girmezsek Elif’i de görmeyeceğini söyledi. Elif’in yalvaran gözlerle koluma asılması için yeterli oldu bu tehdit ve açıkçası, içeride karşılaşabileceğim şarlatanlığın beni ne kadar güldürebileceğini merak ederek hocanın yanına birlikte girmeyi kabul ettim. Fakat hiç bir şey beni içeri girdiğimde hissettiklerime hazırlayamazdı. Bunu, bugün bile açıklayamıyorum ve mantıklı bir açıklaması olduğunu da sanmıyorum. Daha içeri girer girmez sanki dizlerimin bağı çözülmüş ve bütün iradem elimden alınmıştı. Hafif bir baş dönmesiyle başlayan kontrol kaybım, adamın sesini duymamla artık tamamlanmıştı.
Hoca dedikleri adam 40’lı yaşlarında, çember sakallı, eğri burunlu ve delici mavi gözleri olan biriydi. Altında siyah bir şalvar, üstündeyse yıpranmış kareli bir gömlek vardı. Bağdaş kurmuş halde bize bakıyordu ve bizde sanki sahibinden izin isteyen köleler gibi Elif ile kapının ağzında duruyorduk. Eliyle girmemizi işaret ettiğinde yaklaştık ve yardımcısı olan kadın arkamızdan kapıyı kapattı. Hiç konuşmadan iki yanını göstererek oturmamızı söyledi. Dizlerimizin üstünde iki yanına geçtiğimizde bir süre hiç bir şey söylemedi. Sanki bir şeyler mırıldanıyordu, ama hiç bir şey anlamıyordum. Ara sıra durarak bize bakıyordu ve baştan aşağı gözden geçiriyordu bizi.
5 dakika böyle geçtikten sonra Elif’e dönerek, kötü varlıkların rahmini bağladığını ve bu bağı ancak kendisinin çözebileceğini söyledi. Elif’e baktığımda gözlerinde hem mutluluk, hem de hayranlık gördüm. Ama bu bana hiçte anormal gelmedi. Sanki bir rüyada gibiydim ve olanlar gayet normaldi. Adam sonrasında bana dönerek, benim de rahmime kötü varlıkların yerleştiğini ve bu durumu yine ancak kendinin çözebileceğini söyledi. Sonrasında bana çıkmamı söyleyerek, önce Elif ile ilgileneceğini söyledi. Hiç ses çıkarmadan kalktım ve dışarı çıktım. Kapının yanında beklerken kısa sürede içeriden zar zor ancak kapının dibinden duyulabilen sesler gelmeye başladı. Elif açık seçik inliyordu ve gelen sesler içeride aslında yapmamaları gereken bir şeyler yaptıklarına şüphe bırakmıyordu. Fakat o anda bile oradan kaçmak veya içeri girip Elif’i adamın ellerinden almak geçmedi içimden. Daha 10 dakika geçmeden kapı açıldı ve Elif, yüzünde bir rahatlama ifadesiyle dışarı çıktı ve hocanın beni beklediğini söyledi. Cevap vermeden içeri girdim ve kapıyı kapattım. Adam, eliyle yanına oturmamı işaret etti. Çok kaba bir şekilde rahmimi kötü varlıkların işgal ettiğini tekrarlayarak, beni iyileştirmezse kısa sürede çok hastalanacağımı söyledi. Söyledikleri şu anda kulağa ne kadar inanılmaz geliyorsa, bana o anda, o kadar olağan ve inandırıcı geliyordu. Adam uzanmamı söyleyince itiraz etmeden sırt üstü yere yattım. Adam tam karşıma gelerek elleriyle bacaklarımı araladı. İçimdeki o cılız ses hala kaçmam için beni ikna etmeye çalışsa da umursamıyordum. Tam bacaklarımın arasına geçerek yüzünü kasıklarıma yaklaştırdı. Külotumu yana çekerek bir şeyler mırıldanmaya başladı. Bir yandan da ara sıra bacak arama üflüyordu ve nefesini vajinamda hissetmek, inanılmaz rahatlatıcı ve zevkli geliyordu bana. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra parmaklarını da işin içine soktu ve bütün bacak aramı, iki deliğimi (sekshikayesi1.blogspot.com) de ihmal etmeden okşamaya ve parmaklamaya başladı. Zevkten inliyordum artık.
Bir süre daha böyle devam ettikten sonra, geri çekildi. Soran gözlerle baktığımda cebinden katlanmış, küçük bir kâğıt parçası çıkardı ve bunu sürekli külotumun içinde vajinama temas eder şekilde tutmamı söyledi. Kâğıtta çok güçlü bir büyü olduğunu ve bu büyünün rahmimdeki kötü varlıkları rahatsız edeceğini, ama tam iyileşebilmem için daha uzun süre onu görmeye devam etmemin gerektiğini söyledi. Sonrasında bana korunup korunmadığımı sordu. Bende doğum kontrol hapı kullandığımı söyledim. Hapları acilen bırakmam gerektiğini, bu tip hapların rahmi kötü varlıklara daha uygun bir hale getirdiğini ve yanına 15 günde bir, hatta bazen haftada bir gelmem gerektiğini söyledi. İnanılacak gibi değildi ama inanıyordum! Elimde değildi! Bütün iradem yerle bir olmuştu sanki ve bu pespaye adamın kölesiydim. Dediklerini itiraz bile etmeden kabul ettikten sonra, adamın, “Çıkabilirsin!” demesiyle birlikte kendimi dışarı attım ve karşımda Elif’i gördüm. Yüzündeki o tatmin ifadesi hala duruyordu ve aynı ifadenin benimde yüzümde olduğunu bilmem için aynaya bakmama gerek yoktu. Adamın yardımcısı olan kadın, yüzünde pis bir sırıtışla yanımıza gelerek, haftaya gelmemiz gerektiğini ve (o günün parasıyla) 100’er Lira vermemiz gerektiğini söyledi. Gittikçe daha inanılmaz oluyordu durum. Hem taciz edilmiştik, hem de üstüne para vermeliydik. Ses çıkarmadan parayı verdikten sonra hızlıca dışarı çıktık ve arabaya atlayarak oradan ayrıldık. Yol boyunca hiç konuşmamıştık ilginç bir şekilde. Elif’i eve bıraktıktan sonra eve gidip olanları mantıklı bir şekilde düşünmeye çalıştım, ama aklımda kurduğum hiç bir şey mantıklı değildi. Açıkça o adamın beni becermesini istiyordum, gittikçe daha da artan bir arzuyla. Dediğini de yerine getirerek verdiği katlanmış ufak kâğıt parçasını külotumun içine, tam vajinamın üstüne yerleştirdim ve onu tekrar görmeye gidene kadarda orada sakladım. Hemen ertesi gün doğum kontrol hapını da bıraktım ve bir haftanın geçmesini sabırsızlıkla bekledim.
Sonraki hafta geldiğinde, Elif, yine birlikte gitmemiz için aradı. Yolda tek kelime etmedik birbirimize. Ama sabırsızlandığımız ikimizin de yüzünden belliydi. Aynı yere gittiğimizde yine benzer şeyleri yaşadık, fakat bu sefer beni önce almıştı. Bu durumun Elif’i kıskandırdığı açık seçik belli oluyordu ama umursamamıştım. İçeri girdiğimde, adam uzatmadan kabaca soyunmamı emretti. Hiç itiraz etmeden üstümdeki her şeyi çıkardım. Adamın karşısında çırılçıplak öylece dururken kendimi inanılmaz güçsüz ve zavallı hissediyordum. Uzanmamı söylediğinde sırt üstü yere uzandım. Adam bacaklarımı iki yana iyice açarak araya girdi ve kalçalarımı kucağına aldı. Vajinam açık bir şekilde adamın önündeydi. Bir şeyler mırıldandıktan sonra sanki muayene edermiş gibi iki eliyle vajinamı ellemeye ve parmaklamaya başladı. Zaten daha soyunduğum anda ıslanmıştım, ama adam bunları yapmaya başladığında bacak aram artık yapış yapıştı. Bir süre bu şekilde vajinamla oynadıktan sonra şalvarını çözdü ve bacaklarımın arasına geçti yine. Gözlerime inanamamıştım. Adamın penisi inanılmaz büyük ve kalındı. İçime girdiği anda nefesim kesilmişti. Bağırmamak için kendimi zar zor tutarken inliyordum. Kısa bir süre içimde hareketsiz kaldıktan sonra temposunu yavaşça arttırarak beni becermeye başladı. İçime her girişinde gözümde şimşekler çakıyordu, ama bir o kadarda zevk alıyordum. Yaklaşık 10 dakika gidip geldikten sonra içime boşaldı. Penisini çıkardığında vajinamın içinden adamın spermleri akıyordu ve sanki içimi oymuştu adam. Genişlediğimi hissediyordum. Kalkmak için yeltendiğimde, adam daha işinin bitmediği söyledi. Başucuma gelerek biraz önce içimden çıkanpenisini ağzıma dayadı. 5 dakikalık oral seks sonunda yine aynı şekilde dev haline geri dönmüştü. Pozisyonu değiştirmeden bacaklarımın arasındaki yerini tekrar aldı ve içime bu sefer daha rahat bir şekilde girdi. İkincide, alıştığım için daha çok zevk alıyordum ve kasıklarımı sürekli ona bastırmaya çalışıyordum. Bu sefer daha uzun becermişti beni. Boşalması için yarım saate yakın içimde kalması gerekmişti ve yine aynı yoğunlukta boşalmıştı. İki boşalma sonunda içime o kadar çok boşalmıştı ki, adamın spermlerini gayet rahat hissediyordum. Veya bana öyle gelmişti, çünkü içimi yakmıştı.
Üstümden kalktığında içimi temizlemememi söyledi. Kendi elleriyle külotumu giydirdikten sonraspermlerinin iyileştirici gücü olduğunu ve 2 gün içimde kalmaları gerektiğini söyledi. Ben de, bu sanki çok normal bir şeymiş gibi itiraz etmeden kabul ettim. Eliyle kovar gibi çıkmamı ima ettiğinde kendimi bir Escort gibi hissettim , sessizce dışarı çıktım ve Elif’in sabırsız bakışlarıyla karşılaştım. Kadın iznini alır almaz içeri girdi. Kısa sürede işi bitip çıktığında kıpkırmızıydı. Aynı şekilde yine kadına parayı verip, hızlıca arabama atlayarak Ankara ’ya geri döndük. Sonraki zamanlarda bu durum bir rutin haline geldi. Paralı Seks yapmak , hatta sikiş yapabilmek için üzerine para ödemek hernekadar garip gibi görünsede , Her hafta koşa koşa kendimizi o adamın kollarına atmak için Polatlı’ya gidiyorduk ve üstüne para veriyorduk. Sanki filmlerde anlatılan tarzda bir büyünün etkisi altındaydık ikimiz de ve bundan şikâyet te etmiyorduk kesinlikle. Hatta adam beni bazı hafta sonları onunla kalmam için çağırdığında, eline yeni bir oyuncak geçirmiş bir çocuk gibi inanılmaz bir mutlulukla koşa koşa yanına gidiyordum ve hafta sonunu onun yatağında geçiriyordum. Sözde içimdeki kötü varlıklar kovuluyordu, ama asıl olan adam içimi sürekli spermleri ile dolduruyordu. Beklenen olay kısa sürede oldu elbette. Ve uyanmamı sağlayanda ilginç bir şekilde bu oldu. Adama ilk gitmemizin üzerinden 3 ay geçtiğinde, âdetim gecikmişti ve mide bulantılarım başlamıştı. Şüphelenmem için daha fazlasına gerek yoktu. Hemen bir doktora gittim ve 2 aylıkhamile olduğumu öğrendim. Aslında durumun kafama dank etmesini sağlayan bu da değildi. Hemen koşa koşa adamın yanına gittim. Adam bana rahmimde hayırlı bir varlık olduğunu ve kesinlikle doğurmam gerektiğini söyledi. Bu sözleri duyar duymaz uyandım! Fakat itiraz etmeden söylediklerini kabul ettiğim yalanını attım ve hızlıca oradan çıktım. Daha oradan çıktığım anda Elif’i aradım ve onunda aynı durumda olduğunu, 2 gün önce adamla görüştüğünü öğrendim. Tek fark Elif uyanmış değildi! Yanına nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. O kadar hızlı kullanıyordum arabayı ki, göz açıp kapayana kadar Elif’in yanına varmıştım sanki. Ve Elif’i uyandırmam neredeyse 1 haftamı aldı. Uyanması için adamın bana yaptıklarını detaylı bir şekilde anlatmam gerekmişti. Her anlattığımla yüzündeki hayal kırıklığı artan Elif, sonundakürtaja ve bir daha o adamı görmemeye ikna olmuştu. Neredeyse kürtaj olamayacak haftanın sınırında ikimiz de zar zor ayarladığımız bir doktor sayesinde kürtaj olmuş ve içimizdeki Veled-ül Zina’larden kurtulmuştuk.
Sonrasında adam beni aramaya ve mesaj atmaya devam etti. Benden cevap alamadıkça attığımesajlar tehdit içerikli olmaya başladı. Nasıl çarpılacağımdan ve nasıl yanacağımdan bahsedenmesajlardı genelde. Ben de sonunda numaramı değiştirerek bu sorunu çözmüştüm. Elif’e sorduğumda onu da aradığını öğrendim ve Elif cevap vermediğini söyledi. Fakat bu olaylardan sadece 4 ay sonra Elif tekrar hamile kaldı. Ve o zaman benden gizli bir şekilde o adama gittiğini düşündüm. Sanırım karnındaki o adamın çocuğuydu. Zaten bu olay üstüne de, çok kısa bir zaman dilimi içinde Elif’le görüşmelerimiz iyice azalarak sonunda tamamen bitti. Ara sıra halen ortak arkadaşlarımız sayesinde Elif’ten haber alıyorum ve Facebook’ta çocuğunun birkaç resimlerini gördüm: aynı eğri burun ve aynı delici mavi gözler!
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.21 20:06 VirreyDeColombia Turkishmusic.orgdaki efsane sezen aksu tartışması part 1

Forum Konusu : SEZEN AKSU
Ağustos 24, 2000'den Kasım 14, 2000'e kadar sürmüş...
Turkish Music Discussion Board: Sanatcilar Icin Yazilar - Turkish Singers Corner: SEZEN AKSU
By Jst4u2c on Thursday, August 24, 2000 - 12:27 am:
Sezen Aksunun hakkinda dusunceleriniz?
By BERK on Friday, August 25, 2000 - 01:29 pm:
Bence tek kelimeyle müthiş ve eşsiz bir sanatçı! Duygularını bu denli güzel bir biçimde söze ve müziğe dökebilen çok çok ender sanatçılardan.Özellikle eski şarkılarına bayılıyorum.Ayrı yeten çok cana yakın ve sıcak bir insan.Onu her zaman çok seviyorum!
BerkBy Mahmut on Sunday, August 27, 2000 - 04:01 am:
Haklisin Berk cok haklisin Sezen hakkindaki yorumlarinda sana katiliyorum. Unuttugun tek sey onun cok tatli bir orospu oldugu. Ama bu kadina da orospuluk yakisiyor dogrusu. Orospu lafini kötü anlamda almayin lütfen. Kadinlarin cogunun iclerinde gizli veya acik bir orospu ruhu vardir. Ama ondaki orospuluk muhtesem ve ben onu bu orospu haliyle cok seviyorum. Sezencigim seni binlerce kere öpmek arzusuyla...
MahmutBy Hulusi on Sunday, August 27, 2000 - 07:47 pm:
Mahmut
Senin ananda varmi bu gizli veya acik orospu ruhu?
HulusiBy Mahmut on Monday, August 28, 2000 - 05:59 pm:
Hulusi Ibnesi
Sende ibnelik ruhu degil, ibnelik halet-i ruhiyesi var orospu cocugu. Senin anani, varsa karini sikeyim pust, sana mi kaldi benim anami oraya katmak essogluessek. Sen orada yazdigim orospu ruhu ifadesindeki inceligi anlayamacak bir götverensin. Analar üzerinde sakin ola bir daha laf etmeye kalkma, seni ciktigin delige sokarim Hulusi ibnesi.
mahmutBy Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 05:35 am:
Yukarida Mahmut denen pice
Ulan dagdan inme ayisi, sende insanlik ve kibarlik olsa, bastan orospu kelimesini kullanmassin be anani avradini siktigmin pici. Sen ancak bir kaba, argo laflar kullanan bir pezevenksin ve anani bacini karisini satan bir pic. Burda sinirlerimi bozdun ve sana yakisani yaptim, oda senin gibi bir piskopata yakisan laflari, pardon, yakisan degil anladigin laflari soyledim ve sana soylediklerimi kullagina kupe et tahtani siktigimin cakali. Hadi simdi buraya bir daha gelme yoksa yine anani sikerim senin.
By Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 05:44 am:
Mahmut denen pice
Ulan dagdan inme ayi, sen kibar ve efendi birisi olsaydin, bastan birkere orospu lafini kullanmazdin amina caktigmin cakali. Sen bir picsin ve anani bacini karisini satan bir pic. Sana verirm bir milyon lira ve hepsini sikerim ama ben oyle yapmak istemiyorum cunku onlarda hastalik var, senin gibi. Beni aksam aksam sinir ettin tahtani siktigimin gotvereni ve bir daha da buraya gelme yoksa bir milyonu verip anani bacini ve karini bir esek bulup siktiririm tamammi pezevenk. Simdi sen git ve o gevsek gotunu siktir ve bir daha da buraya gelme tamammi, seni ibne seni.
By Mahmut on Tuesday, August 29, 2000 - 06:31 pm:
Götveren Hulusi,
Oglum sen kendini ve karini anani siktirtmek icin neden bu kadar cok ugrasiyorsun yavsak ibne. Senin kibarligini gördük iste anasini siktigim ibne evladi. O bir milyonu ben senin o boklu götüne sokarim kerhane caycisi ibne. Herkes orospu olamaz, seninkiler bence tam bir fahise orospu cocugu, Sözünü ettigin essek seni, karini, bacini, anani siken essektir mutlaka amcik agizli ibne. Sen kasindin ve ben seni kasiyacagim hep bundan sonra adi ibne. O boklu götünde bayram edecek sikilmekten. Ben buraya da gelirim, senin evine de gelir tüm sülaleni amindan götünden sikerim götveren Hulusi, hem hepinizin gözleri önünde bagirta bagirta sikerim götveren Hulusi.
By Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 09:04 pm:
Ahlaksiz ve sorumsuz orospu cocugu Mahmut..
Sen oncelikle bana oglum diyemssin cunku bir cocuk
dogurtmak icin once sikin sonra sperim olmasi
sartdir. Sende bunlarin hicbiri yok siksiz ibne. Ulan
hangi amdan ciktin sen be?Bana oyle geliyor ki sen
bir devenin amindan ciktin cunku beginin deve kadar
buyuk. Niye kassiniyorsun sen ha sen kimsin de bana
kufur ediyorsun ulan. Sana bir boru sokarim be bor
ayni anda gotunden cikip anana girer sonra bacina
sonra avradina seni ibne seni. Senin aslinda anan
avradin ve bacin sirpinti dir, sillikdir, ve kose
orospularidir. Onlardaki am o kadar buyuk ki,
amlarina 4 veya 5 sik rahat girer tabi ki ayni anda.
Lastik gibi amlari var ve icinde sik yoksa, ozaman
muhakkak eroin kokayin gibi uyusturuculari
kaciriyorlar amlarinin icinde. Daha baska olarak,
Mahmut denen pic bu amlari kendi de sikiyor cunku o
oyle bir piskopat dir. Ayrica bu amlarin daha baska
da bir gorevleri var. Ornegin, icine cop koymak icin
ve sidik bosaltmak
By Mahmut on Wednesday, August 30, 2000 - 11:35 am:
Hulusi Kizim
Senin gibi amcik agiza aslinda oglum degil kizim veya orospum diye hitap etmeliydim. Ilk Sen bana sürtünüp kasindigin icin o amcik agzini kapayana kadar seni kasiyacagim götveren. Bende yarrak da var, sperm de var, hem de yedi sülalene yetecek kadar ibnenin evladi. Sen bunlari hakkediyorsun, cünkü bile bile geldin ilk götünü bana sürttün, yani orospu cocugu ruhunu bana gösterdin. Ben de seni istedigin gibi anan, bacin, karin, kizin hepsini siradan düzecegim götveren, taa ki sen o amcik agzini kapatana kadar, agzina da verecegim koca sikimi, icine bosalacagim icirtecegim sana spermlerimi götveren Hulusi...
By Hulusi on Wednesday, August 30, 2000 - 05:31 pm:
Mahmure pici
Siktir git lan anasini satan pezevenk. Sen Tarkan
sayfasinda kizlara kendini asaglikca satmaya
kalkisinca, sacma sapan yorumlar yamaya kalkisinca ve
o kadar bos seyler konusunca, sen ilk kasindin ve
bende seni kasiyorm iste. Bunu sen hak ediyorsun pic,
cunku sen rezil bir insansin, sen doktor musun lan,
veya sen arastirma mi yaptin kadinlarin ruhuna pic
kurusu. Nerden bu yorumu yapabilirsin, neymis cogu
kadinin ruhunda acik veya gizli orospu ruhu varmis.
Atalarimizin bir lafi vardir, Yarasi olan gocunur.
Senin belli oluyor ki yaran var va kapanmayan yara,
sende rahatlik bulmak icin baska hanimlari da isin
icine koyyorsun. Senin anan, karin bacin orospu ise,
bizim ne sucumuz var gotunu siktiren es cinsel. Sen
bana bos kufur edecegine, sen herkesten adam gibi
ozur dile. O kizlara, okuyanlara ve sanatcilara dan
ozur dile ki, o zaman insan ve adam oldugun belli
olsun. Ama sen bunu yapacak bir insan degilsin cunku
sen insan degil, bir canavarsin.
By FILIZ on Thursday, August 31, 2000 - 02:17 pm:
Hulusi ve Mahmut bey/bayan - Ben Amerikada dogan 15 yasinda bir gencim. Bu siteye Turkcemi ilerletmeye giriyorum. Dogrusu hic duymadigim sozler yazmissiniz ve ne yazdiginizi cozebilmek icin lugattan veya annemden/babamdan soruyorum. Heralde bana boyle zengin kufurler ogrettiginiz icin borclu sayilirim.
Tesekkurler!!!
:)By Tallrock on Friday, September 1, 2000 - 11:58 pm:
ya sezenin sarkici olmasaydi bi oruspu olacagi kesindi,ama kendisi yeteneklidir,iste o kadar gercek bu
filizcim herhalde bunu anlarsin artik!!turkcende bayagi iyiye benziyo filiz
By Mahmut on Tuesday, September 5, 2000 - 05:38 pm:
Filiz Kardesim
Kusura bakma adina Hulusi denen gay yüzünden duymaman gereken ifadeleri okumussun. Hulusi denen sapik gelip bana arkasini sürttügü icin ben de ona gereken muameleyi yaptim ve agzini kapatana kadar da yapacagim. Cünkü bu onun özel zevki ve meraki. Sen oralari okuma ve pass gec istersen. Ama Hulusi gibi manyaklari tanimak istersen oku da böyle sapiklardan uzak dur kardesim. Sana iyi günler dilerim kardesim.
By Mahmut on Tuesday, September 5, 2000 - 05:42 pm:
Hulusi denen orospu cocugu
sen tam ve kasarlanmis bir ibnesin. Ben senin doktorun olur sike sike seni iyi ederim amcik agiz. Sen baskalarinin yazilarina karismamasini ögrenene kadar agzina sicacagim, seni, karini, kizkardeslerini bagirta bagirta sikecegim orspu cocugu götveren Hulusi. Hala sikilmek istiyorsan bana yine yaz. Ben seni kanirta kanirta sikmekten yorulmam sen bu ibneligine devam ettikce götveren Hulusi
By FILIZ on Wednesday, September 6, 2000 - 12:01 pm:
Mahmut Bey - Hulusi'ye karsilik yazmasaniz bu olay devam etmezdi ama galiba sizinde hosunuza gidiyor onun icin geri yaziyorsunuz. En iyisi onu IGNORE yapin.
NOT: Ben Turkleri daha ozel, terbiyeli ve namuslu saniyordum fakat cok yanlismisim ve sizler beni hayal kirigligina ugrattiniz. Demekki kibarliginiz yalniz gosteris icinmis.
By Mahmut on Wednesday, September 6, 2000 - 06:59 pm:
Sayin Filiz Hanim
nazik uyariniz icin size tesekkür ederim. dediginiz gibi o salak yaratigi hic adam yerine koymamak gerekirdi. Ancak dikkat ettinizse benim Sezen Aksu ile ilgili yazmis oldugum bir yoruma müdahale etti ve ise Annemi karistirip ona hakaret etti. O yüzden o namussuz yaratik agzini kapatana kadar istemeyerek de olsa onun agzini kapatacagim ve layik oldugu sifatlarini siralayacagim taa ki o pis agzini kapatana kadar. Inanin ben de bu ifadeleri isteyerek ve hoslanarak kullanmiyorum, ama o bunlari hakketti.
Yoksa gündelik is ve aile hayatimizda bu laflarin hicbirini benden veya cevremden duyamazsiniz.
Istemeyerek de olsa sizi hayal kirikligina ugrattigim icin sizden özür dilerim. Ancak bu cok istisnai bir durum. Adina Hulusi denen bir pislik yüzünden gözlerinizi ve kulaklarinizi istemeyerek kirlettigimiz icin sizden tekrar özür dilerim. Aslinda cok seviyeli ve edepli birisi olarak bu münferit olayin sizde iz birakmamasini özellikle rica ederim.
Saygilarimla
MahmutBy Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:06 pm:
Mahmure denen firlamaya.
Ulan donme herif, hem suclusun hem guclusun gotveren.
Donme oldugun tam belli, once kizlara yalakalik yapip, onlara hakaret edersin, sonra da kendini iyiye cikartmak icin, Filiz le arkadas olup, beni karalamaya kalkarsin. Bu oynadigin tiyatroyu yemezler cahil herif. Herkese soyluyorum, lutfen Tarkan in, Ercan Saatici mi tam emin degilim ama Tolga Sagin altinda ki sayfaya da girin ve bu syafayi iyi okuyun, okuyun ki bu anasini satan pezevenkin nasil bir orospu cocugu oldu belli olacak. Kizlara hic yokken satasiyor ve hakaret ediyor, sonra sacma sapan yorumlar yapiyor. Oyle sacmaliklar yaziyor ki ben buna tahammul edemedim cunku boyle kopekleri ben yerine getiririm. O soyledigim sayfalara girip kendiniz gorun, ben hic bir kiza hakaret etmedim ve sacma sapan laflar da soylemedim.Ama bu Mahmure pici bu pislikleri yapiyor sonra donup beni sucluyor. Ha siktir kertenkele donmesi sen. Bana bak lan amina koydugmun cocugu, buralara gelme ke
By Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:16 pm:
Filiz Bak Filiz, sana yuzde yuz katiliyorum. Senin bahsettigin o namuslu, serefli, haysiyetli, gururlu ve ahlakli erkeklerden hic ama hic kalmadi. Kaldiysada cok az bulunur ve o da ne yazik sana ras gelmez belkide. Gelelim bu Mahmure denen yarrak kafaya. Bilmiyorum onda yanamisin degilmisin, beni ilgilendirmez, ama Mahmure denen yarrak kafa tam bir orospu cocugu ve demin soyledigim gibi, Tarkan sayfasina gir ve orda kizlara nasil pis pis konusuyor ve ahlaksizlik yapiyor. Sundan eminim, beni kizlara karsi hic kufur etmedigimi goreceksin ve bu Mahmure picinin ne kadar igrenc mikrop oldugunu goreceksin. Takilma ona, ben onu hal ederim. Bu gorev kizlara dusmez, onu ben yerine oturtup anasindan emdigi sutu gotunden cikartacagim. Sana iyi gunler.
By Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:26 pm:
Mahmure denen gerzek kafaya Lan aferim lan, sen adam olacaksin vallah. Ozur diledin herkesden ve bu bana hic olmasa az cok beynin oldugunu gosteriyor. Bu kitap burda benim icin kapanir ve sana bir daha da yazmam, ama eger kizlara igrenc seyler yazip ve onlara hakaret edersen, seni yine ben adam yerine koymam lazim olur. Bakiyorumda herkesden ozur dileyip benden ozur dilememissin. Luzumu yok, senin ozurune ihtiyacim yok, yeter ki adam ol ve kizlari rahat birak. Ayrica sacma sapan yorumlarda yapma cunku buralarda mantikl yorumlar okumak isteriz ve sende mantikli yaz ki hepimiz okuyalim ve firimizi ortaya koyalim. Yok cog kadinin gizli veya acik orosp ruhu vardir diye sacmaliklar soyleme. Yine senide tebrik ederim herkesten ozur diledigin icin ve sana eyvallah.
By Mahmut on Thursday, September 7, 2000 - 05:41 pm:
Ruh hastasi götveren Hulusi
Sen okudugunu anlamayan süzme bir ibnesin. Kizlari senin pis götünün boklu ortamina cekmeye ugrasma sahsiyetsiz pic. Onlarin senin ibnelikleriyle hic ilgisi yok. Ben sadece Filiz adli bayana istemeyerek de olsa o senin boklu götünle ilgili haberleri okumak zorunda kaldigi icin üzüntülerimi belirttim. Sen tam bir ibne ve götverensin. Onlar buralara gelince benim seni nasil heryerde siktigimi istemeselerde görüyorlar. Buna benim yapacak bir seyim yok. Sen o amcik agzini ve boklu götünü kapatirsan onlar da senin devamli tarafimdan sikildigini görmekten kurtulurlar beyinsiz hayvan.
Sen kim oluyorsun da benim Sezen Aksu hakkinda yazdigim yaziya müdahele edip anami isin icine katiyorsun gecmisini siktigim orospu cocugu. Benim kizlarla sorunum yok, senin olabilir o da beni ilgilendirmez iktidarsiz ibne. haddini bil ve o dilini amcik agzina sok, arkani dön ve sikilmis köpek gibi yakinimdan uzaklas. Durdugun sürece seni devamli sikecek ve sana hakaret edecegim - layik oldugun sekilde - müptezel gerzek ibne. Sende gizli degil acik ibnelik ruhu varmis, sen onu gösterden kendini aptalca ortaya atarak ibne oglu ibne. Anca gidersin götveren Hulusi
By Hulusi on Thursday, September 7, 2000 - 06:05 pm:
Benim kopek gibi havlayan Mahmure denen it. Iyi dinle gavat oglu gavat. Senin tam adam oldugunu sanmisken, ne yazik ki yanilmisim.Sen yine ayni o agzi bozuk, kizlara karsi hakaret eden, ahlaksiz, sorumsuz, pic, tahtasini siktigim, anasini satan pezevenk, dagdan inme ayi ve inanilmaz bir sekilde cahil olan bir yaratiksin. Bunu okuyanlar. Lutfen Tarkanin, Meltem Cumbulun, Erdal Erzincan ve bu sayfayi iyi okuyun ve goreceksiniz ki, bu dangalak kizlari sex e davet eden bir piskopat dir. Lan bana kalirsa sen bir mazojist sin. Sen gitte Mazojist in ne oldugunu ogren ve senin sulalen mazojist dir sapik adam. Sana mi kaldi lan cogu kadinlarin acik veya gizli orospu ruhu vardir diye demek serseri. Sen kimsin lan?Bunu okuyan bayanlar, acaba sizede mi gecerli bu Mahmure nin dedigi?yani sizdede mi var bu gizli veya acik orospu ruhu. Ben oyle dusunmuyorum. Benim herkese saygim vardir ama bu ite yoktur. Siz hic kafaya takmayin ben bu ayiyi yola getiririm. Ben sinirlenm
By Mahmut on Friday, September 8, 2000 - 07:33 pm:
Sende kafa mi var ki düsünesin orospu cocugu götveren Hulusi. Cahil köpek sen anlamadigin seylere burnunu sokma, sokarlar böyle senin o boklu götüne. Evet bazi kadinlarda gizli veya acik orospu ruhu vardir. ister kocasina, ister erkek arkadasina gösterir veya göstermez amcik agizli Hulusi. Sen bu islerden anlamazsin. sen ibnelikten anlarsin. Senin 830 tane ibne arkadasin dün Istanbula geldi, belki sen de aralarindaydin, karini sikmekten o ara senin gibi pic ibneyi göremedim. sana bir gecirecegim, bagirsaklarin amcik agizindan disari firlayacak götveren Hulusi. Sen ibne ruhunu aciga vuranlardansin. Kancik köpek gibi gelip bana sürtünüyor, kendini siktirip duruyorsun devamli orospu cocugu götveren Hulusi. Ayilar senin sülaleni siksinler cingene ibne...
By Hulusi on Monday, September 11, 2000 - 08:08 pm:
Butun bunu okuyanlaFiliz ve Mahmure pici.
Mahmut denen yarrak kafa kendisini burda herkesin
onunde yanilti ve bunu ispatlayan sey budur.
Ykarlarda, bu sayfanin bas taraflarinda, COGU kadinin
gizli veya acik bir orospu ruhu vardir dedi. Simdi
ise BAZI diyor. Neden oglm be donme?Tabiiiii hatani
biliyorsun esogulesek. Simdi hemen butun herkesden
ozur dile bilhassa hanimlardan ve yine yazma buralara
gotu gevsek. Kendin biliyorsun hatani ibne ve bunu
ben ispatladim iste. Simdi yurude boyunu gorigim pust.
hhahahahahahahahahaaha.
By Mahmut on Tuesday, September 12, 2000 - 07:27 am:
Götveren Hulusi
Kuruttun beni be oglan Hulusi. Heryerde seni sikmekten baska is yapamiyorum. Ne de cok seviyormussun kendini siktirmeyi, okudugunu anlamaktan aciz götveren Hulusi. Amcik agizin da yalama olmus. Senin agzina verip agzini da düzeltecegim götveren Hulusi. Eksik yazmisim aslinda senin gibi götverenlerde de ibne ruhu var aslinda. simdi biraz isim var seni biraz sonra becerecegim ibne ruhlu, amcik agizli götveren Hulusi...
By Hulusi on Tuesday, September 12, 2000 - 05:04 pm:
Mahmure
Hadi sana iyi gunler evladim. Bye bye hahahah
By Mahmut on Wednesday, October 4, 2000 - 01:15 pm:
Aferim Hulusi
Agzini toplamasini ögrenmissin. Bir süredir seyahatteydim, döndüm ve bana sürtünmedigini gördüm, o yüzden sana sifatlarini siralamayacagim. Yolun acik olsun, bundan sonra da baskasinin isine karisma. Sonra ne olur biliyorsun...
By Kadir on Friday, October 6, 2000 - 08:12 pm:
Mahmut denen hiyara
Bu sayfada ki yazilarin hepsini okudum ve Mahmut, sen
haksizsin ibne. Seni kiniyorum, ve sana laflar
hazirladim.
O lalflari benden belledin
dedemin sikini elledin
dedem seni sikince nohut gibi terledin.
By Kadir on Friday, October 6, 2000 - 08:19 pm:
Mahmut
1.Hamam tasi gumusten
simdi geldik sikisten
bunu bana ogreten
senin ibne enisten.
2.Tavsan gider ekine
kulaklari dikine
bal mi surdun gotne
tatli geldi sikime.
3.O laflar boy boy
seni siken kadir kovboy.
4.bos konusma yalak
ne konusdugunu bilmiyorsun salak
cok cirkinsin kepce kulak
git gotunu siktir yavsak
5.Istanbulda kalkti tren
Ankarada yapti firen
bu lafima cevap veren
ya orospu cocugdur ya picdir.
By Sikici on Friday, October 13, 2000 - 05:52 am:
burdaki butun salaklari ben sikiyorum lan, var mi diyeceginiz lan bana. hepinizi sikiyorum.
adam uslu bir sey yazin lan kavatlar.
kendine guvenen bana yazar!!!!!!!!!kanciklar
By Sosyete on Wednesday, October 18, 2000 - 03:42 pm:
ulan hulusi ve mahmut açlaRI. sizin ikinizin de beynini sikiyim. Amina damina koydunuz lan sayfanin. Bu arada filiz gel de sana bi türk yarraGI veriyim bak o zaman turkceyi de sökersin bülbül gibi konusursun sen hele bi ye de benim yarragi nuhhhahahahahahahhahahahaha.
Ayrica Sezen Aksu da ufak tefek ama feci agzina veririm. Ama bu iki it arasindan kimi tutarsin derlerse direk hulusi derim. Mahmutun amina koyiim götveren mahmut.
Senin mezarda yatanlarinda orospu heralde piç çok iyi biliyosun orospulari. Annanenin amina koyiim senin.
By Sezen on Wednesday, October 18, 2000 - 05:48 pm:
Bu sayfa yi Sezen Aksu okusaydi herhalde intihar ederdi. Dogru durust konusucaginiza butun sayilabilecek ne kufur varsa saymissiniz. Tebrik ederim kufur dagarciginiz cok yuksek hayatinizda herhalde cok ise yariyordur.
Neyse konu Sezen Aksu, gercekten basarili bir sanatci ve de cogu insani turk muziginde yetistirdi.
Neyse benden bu kadar, hepinize mutlu kufurlu gunler
By Kadir on Saturday, October 21, 2000 - 12:24 am:
Sikici denen sikitiriciye
Ben varim lan sana yazan gotunu siktiren, ne yapacan
lan aptal deve. Hadi yaz bakalim sacmaliklarini
kopek. Yazda goreyim boyunu ibne. Sen kimsin lan,
profosor musun sen ger zekali. Sen butun her sayfada
her sanatciya GAY diyen kisi degilmisin?evet o
sensin. Sen GAY sin ve sen bizler gibi gay olmayan
insanlarla konusma ve cevap verme cunku ben burda
Avustralyada GAY lari doven, ustlerine tukuren ve
hastaneye dayaktan dolayi sokan bir kisiyim. Kendine
guveniyorsan gel lan ibne seninda agzina sicayim.
KadirBy Sevim on Saturday, October 21, 2000 - 03:32 pm:
Sezen Aksu
Tek kelimeyle MUHTESEM
By Kadiridiken fenasi on Sunday, October 22, 2000 - 03:31 pm:
Kadir
nanoş yerim seni len yumuşak
By Kadir on Tuesday, October 24, 2000 - 07:06 pm:
hadi gelde ye ibne
By Tolga on Wednesday, October 25, 2000 - 03:23 pm:
geldim ya yarrak kafalı
niye yoksun
By Kadiridiken on Friday, October 27, 2000 - 11:57 am:
kadiridikenebesini siken den Kadire sen bir ibnesin .dün bana vermedinmi
By Deli dumrul on Saturday, October 28, 2000 - 02:46 pm:
lan sikici siktirtme gotunu
By Kadir on Sunday, October 29, 2000 - 05:51 pm:
Kadiridiken
Ulan mazojist ne yazdigin bellidegil ibne, dogru
duzgn yazda hepimiz anlayalim gotveren pust. bana
ibne demen icin on tekne ekmek o zaman gel gotu boklu
kici kirik. Hadi simdi siktir git orospu cocugu.
Kadir
By Kadiridiken on Wednesday, November 1, 2000 - 04:29 am:
sevgili orospu arkadaş kadire,lan yavsak senin götveren oldugunu herkes biliyor.o ekmek dolu ON tekneyi senin götübe sokayım, be pezevenk evladı orospu cocugu seni hadi de siktir git basımı agrıtma deyyusun torunu seni
By Deli dumrul on Wednesday, November 1, 2000 - 04:30 am:
lan kadir seni sikmeyen mi kaldı dünyada ne ugrasıyorsun elalemle ,gel bemle ugras.benimki sana tam gelir
By Kadiridiken on Sunday, November 5, 2000 - 05:21 am:
ne oldu lan yavşagın torunu yoksun piyasada
By Kadir on Wednesday, November 8, 2000 - 10:03 pm:
Yukarida kendisine Kadiridiken ismini veren orospu
cocuguna.
Senin anani avradini yedi sualeni sikim ahlaksiz
sunepe. Ben hala piyasadayim ama ben senin gibi her
dakika basi cevap verdim mi vermedimi diye
beklemiyorum gotu boklu. Senin benden alip
veremedigin ne dir lan?Sen sulalendeki karilari
sattigin icin beni yeme pezevenk. Agzini lutfen kapat
yoksa Avustralyadan senin oldugun yere boru uzatip
gotune sokarim. Simdi bu sana son uyarim, bana bir
daha pis seyler yazma yoksa senin sulalendeki butun
orospulari siktirmek icin adam degil, gergedan
getririm siktirmeye.Ona gore ayagina denk al.
Deli dumrul denen meymenetsiz ite. Bu soylediklerim
sana da gecerli orospu cocugu. Hadi simdi ikiniz
birbirinizin gotunu yalayin.
By Kadiribnesine on Friday, November 10, 2000 - 01:38 pm:
1.Hamam tasi gumusten
simdi geldik sikisten
bunu bana ogreten
senin ibne enisten.
2.Tavsan gider ekine
kulaklari dikine
bal mi surdun gotne
tatli geldi sikime.
3.O laflar boy boy
seni siken kadir kovboy.
4.bos konusma yalak
ne konusdugunu bilmiyorsun salak
cok cirkinsin kepce kulak
git gotunu siktir yavsak
5.Istanbulda kalkti tren
Ankarada yapti firen
bu lafima cevap veren
ya orospu cocugdur ya picdir.
By Hulusi on Friday, November 10, 2000 - 01:41 pm:
kadir ne ugraşıyon elalemle .yine geldim senin için it
mahmutçuk nerde lan
By Hulusi on Saturday, November 11, 2000 - 07:17 pm:
Yukarida sahte Hulusi pezevengine.
Ulan got herif, benim adimi niye kullanip milleti
kizisdiriyorsun orospu cocugu. Kendi adini kullan
kazma.
Gercek Hulusi.
By Kadir on Saturday, November 11, 2000 - 07:23 pm:
Benim laflarimi kopye eden cahil rezalet.
Kendi laflarin yokmu benim laflarimi kullaniyorsun
onun bunun cocugu. Tabi,sen fazla bilgili bir yaratik
degilsin cunku sen okulu kaytarip hep gotunu
satmissin yollarda para yapmak icin ibne. Oku da
bilgin artsin biraz pezevenk. Simdi ilk is bu
yazdigima cevap vermek degil, kitap alip okumak dir,
ve kendini egit mektir. Hadi cocugum, hadi yavrum,
okda bilgin artsin.
Kadir.
By Ciguli on Sunday, November 12, 2000 - 11:10 pm:
Sevgili Hulusi ve Mahmut abilerim ve ablalarim,
Sayenizde cok guldum, mutesekkerim. Ayrica da cok sekerim. Hepinizin cocukluktan kaynaklanan psikolojik sorunlariniz olduguna kanaat getirmish bulunmaktayim. Ayrica Filiz hanim biz de amerika dayiz ama bu kufurlerin hepsini biliyoruz... bu Turk olmanin dogushtan getirdigi bir ozellikltir.. sen Turk degilsin.. yok ol! Acinacak derecede Amerikalisin sen! Neyse Mahmut ve Hulusi Ablalarima geri doneyim.. siz de cok arizzali ve de pisiko insanlarsiniz... idollerim oldunuz.. ben de sizin gibi kufurbaz ve de ibne olmak icin calisacagim... basaracagim... basaracagim.. basaracagim...
Mahmut ve Hulusi Ablalarinin BIRICIK Cigulisi...
By Perihan uzumyemezoglu on Monday, November 13, 2000 - 06:49 am:
deminden beri aranizda gecen diyalogu okuyorum valla cok korkunc seyler yazmissiniz okurken hicab duydum.
ama gerceklerle yuzlestim bence mahmut bey sezen hakkinda dogru saptamalari var sezenin "orospu ruhu" tasidigini biliyoruz.simdiye kadar kac kisiye kuyruk salladi gazetelerden okuyoruz dimi kac kalp kirdi inanmayan biraz gazete okusun."minik orospucuk" elinden gecenlerle tesbih orer...
By FILIZ on Monday, November 13, 2000 - 10:25 am:
Ciguli bey, siz kufurleri bilmeniz sebebi oradan gelmenizdir. Ben ise Amerikada dogdum ve annem babam bana kufurler ogretmedi. Cevremdeki arkadaslarda ayni. Yani Turk sayilmak icin kufurmu bilmem gerek?
By Superman on Monday, November 13, 2000 - 11:26 am:
Supersiniz,
Sezen Aksu da super
ben de superim
By Anarchist on Monday, November 13, 2000 - 02:46 pm:
oolum sizin isiniz gucunuz yok mu be amina kodumun ogullari burda geyigin amina koymussunuz lan vatana millete hayirli bi evlat olmak icin ugrassaniza orospu evlatlari
sezenin ta amina koyyim bu arada sezen dedim de aslinda iyi kari muthis sevisirim ben o kariyla
herturlu ters pozisyonu denerim
hadi eyvallah biraz daha kaybedecek vaktim yok bu siktimin sanal ortaminda tamam mi lan
SANAL ORTAMIN BANAL AYILARI!!!
By Memoli on Monday, November 13, 2000 - 04:11 pm:
bunları yazan tüm godoşların amına koyayım + yürü be kızım endamını göreyim seninle geçen günlerin ejdatını sikeyim seni de ananıda taaaa götünden sikeyim bu siteyi bulduğum iyi oldu amına koduğumun bebeleri artık maça gitmeme gerek kalmadı sizin gibi götlere msj.yazmak daha zevkli götler sizi ananızın kılıtırısınde kı problemlerden banane hepinizeeee koduuuuuum da bıtmedı o da yazacak len olum sızın ısız gucız bıttı anaaazın amı mı kaldı yarroşlar sizi ama suc babanızda ananızla avradınızı karıstırmasaydı bole olmazdı bunu okuyanınada okumayanınada koyayım taaaa amına bunu yazan tosun okudun kocum artık sanada kosun
By At Yarrak on Monday, November 13, 2000 - 04:16 pm:
anasını sktimin orospu çocukları, anasını sikmediğiniz bi internet kalmıştı onun da amına koydunuz. götveren evlatları gidip ananızı siksenize internete gireceğinize. bu arada filiz, sen orda kendini amerikalı erkeklere siktirip burda bize terbiye dersi verme, oralara kadar gelip ağzına verir, suratına patlatırım. şimdi siktirin gidin lan hepiniz burdan, orospu çocukları, kefereler.
By At Yarrak on Monday, November 13, 2000 - 04:18 pm:
bu arada sezen aksu kokocunun, orospunun allahıdır.
By Kunteper on Monday, November 13, 2000 - 04:32 pm:
bende bu lafı üstüne alınanı sikeyim
By Jester on Monday, November 13, 2000 - 04:54 pm:
Eşcinsel Kasapların göğüs kıllarını cımbızla alacak erzurumlu tüysüz eşcinsel çobanlar aranıyor. Müracaatların Mahmut ve Hulusi kardeşlere yapılması önemle rica olunur. Sevgiler.
By Hulusi on Monday, November 13, 2000 - 05:40 pm:
Once Ciguli denen tipsize.
Sen git kendini muane ettir orospu cocugu. Lan got
herif, sen kendin bana piskolog hastasi diyorsun,
ulan gavatin dolu, madem oyle ve sen b isten
anliyorsun, neden bize bir care gostermiyorsun ibne.
gosteremessin cunku sende de var piskolog hastaligi.
Bunu ben nasil ispatladim?Boyle. Sende bize uydugun
icin, kendin kufurbaz olmak istedigin icin ve kendini
ortaya koyup siktirmek icin sende de piskolog
problemleri var gotveren. Kanini siktigimin kansizi.
Sen basimiza hoca mi kesildin cahil yaratik. Sana ne
lan bizim derdimizden, her boka maydonoz olma yoksa
sokarlar gotune boruyu, gevsek gotveren. Simdi
tukurdugunu yala ve bir daha da anlmadigin ilsere
yamuk burnunu sokma.
By Ben on Monday, November 13, 2000 - 06:14 pm:
bravo
bu arada hulusi haklı
submitted by VirreyDeColombia to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.04.15 16:20 hassnictir01 mafya ya giriş hikayem

O zamanlar lise 2 deydim.Hep yalnızdım hiç öyle bir arkadaş grubum yoktu sadece ahmet vardı.Oda sıra arkadaşımdı gereğinden fazla yavşaktı. Herkese yavşar. Popi olmasa bile okulda tanınan bir çocuktu sigara içki de içerdi ortamlara da girerdi. Aramız çok iyiydi sadece ben onun yanında biraz ezik kalıyordum. Artık yalnızlığım başıma tak etmişti. Kız arkadaşımda yoktu ergen adamız kanımız kaynıyo malum abazalıkta var. Ailemdeki herkes sigara içiyor, ahmet bana hep içme derdi. ikram bile etmezdi öyle çok ta süt bir çocuk da değildim semtimde hatrım geçerdi.Çok sevdiğim bir kız vardı selin ona aşıktım. Onla aynı semtte otururduk ortaokul arkadaşımdı. Okulda çok havalıydı çok güzel bir kızdı. Bana göre fazla bir kız ama olsun hayallerim hep ama hep onunlaydı gözümü kapattığımda hep o gelirdi aklıma.Her şey o gün başladı arkadaşım Mert çok tedirgin bir şekilde elinde siyah bir poşetle yürüyordu.O da benim ortaokul arkadaşımdı. Kardeşim bu emanet sende kalsın 1 saate parkta buluşuruz dedi.Ben alamam dedim zorla elime tutuşturdu sonra koşmaya başladı arkasından 2 tane adam geldi sivil polisler silah çıkartıp beni yere yatırdılar.Ben içimden tüm duaları okurken polisler poşeti açtı.
Poşeti açtıklarında poşetin içinde don vardı bildiğin don. Polis sinirlendi yerdeyken bana tekme attı.Ben korkudan napıyosun bile diyemedim. Adam birden taşşak mı geçiyosunuz lan diye bağırdı herkes bize bakıyordu. Ben iyice korkmaya başladım 3,5 atıyordum. Birden adam ayağa kaldırdı beni yüzüme sert bir yumruk attı. Kelepçe taktı ve bir polis arabasına bindirdi ben karakolda ifade verir salarlar sandım ama adam kafama çuval geçirdi. Beni bir anda yolun ortasında indirdi. Kelepçeyi ve çuvalı da çıkarttı eğer dikkat çekecek bir hareket yaparsan bu son hatan olur dedi. Ben şok olduğum için ağzım açık hiç bir şey diyemiyordum. Adam beni takip et dedi diğer elemanda dikkat çekmeden arkamdan geliyordu. Bir anda büyük bir gece kulübüne girdik girdik ViP yerine gittik herkes bana bakıyordu bir şampanya şişesinde yüzümün yansımasını gördüm burnum kanıyor dudaklarımdan aşağıya inip çenemden montuma doğru damlıyordu ama ben hiçbir şey hissetmiyordum.
Bir adam geldi garson şefi falan heralde napıyorsunuz dedi bu sivil polis bunu itmesiyle arkadaki masanın yerle bir oldu bardaklar kırılmış içkiler dökülmüştü içerdeki herkes dans etmeyi bırakıp bize baktı. Takım elbiseli bir adam gelip bizi merdivenlerden indirdi ve geçit gibi bir yere geldik biraz yürüdükten sonra bir yazarhane nin içine girdik içeride marlon adnan vardı. Bana baktı çık dedi sonra içerden 2 el tabanca sesi duydum içeriden marlon adnan çıktı o babamın çocukluk arkadaşıydı beni çok severdi bende ona karşı hep saygıyı davranırdım. Bana baktı korkma dedi.Ben kapı aralığına bakınca etraftakileri kanları farkettim. Sadece ağzım açık bakıyordum.
Senin burda ne işin var oğlum babanın haberi var mı bu işte dedi. diyalog şu şekilde (+ben-Marlon adnan) +Abi noluyo o adamlar kim ne istiyorlar beni niye buraya getirdiler(korkudan ağlıyorum) -Kardeşim benim yanımda güvendesin yanlış bir anlaşılma olmuş heralde sen bana şu poşeti veren çocuğun adresini ver +Abi vallahi bilmiyorum (yalan) -Sana güveniyorum bu çocuğu nerden tanıyorsun +Ortaokul arkadaşım ama evini bilmiyorum -Bak o çocuk senin hayatını karartabilir o çocuktan uzak dur onu gördüğünde yolunu değiştir Bende onaylarcasına kafamı salladım bir anda müzik kesildi ve üst kattan polis telsizi sesi geldi. 'Girdik amirim' Adnan abi adamına işaret yaptı. Sonra ayağa kalktı ve bu olanları unut babana da hiç bir şey deme dedi.Ben yine kafamı sallamakla yetindim. Adnan abi gider adamı içerideki kolonyayı cesetlere döküp çakmakla yaktı baya alevlendi ortalık beni kolumdan tutup sürüklemeye başladı beni bi yere sokup kapıyı açtı ve dışarıya çıkarttı bana koşup eve gitmemi ve normal davranmamı söyledi.Ve içeri girdi. Ben koşarken arkamdan silah sesleri geliyordu. Korkudan ağlayarak koşuyordum ikide bir takılıp düşüyordum.Ama tekrar kalkıp koşuyordum.Eve gittiğimde saat gece 2 ydi. Babam bana nerdesin diye tokat attı. Hayatımda ilk kez babamdan tokat yemiştim. Hemen odama gittim ağlayarak uyandım. Sabah haberlerinde o mekanın yandığını ve içeride 9 polis cesedi olmak üzere 45 ceset bulunduğunu gördüm. Hasta numarası yapıp okula gitmedim...
Okula gitmediğim için annemle evde mal mal oturuyordum zaten mal olmuştum yaşadıklarım sonucunda annem bana dün neredeydin dedi.Bu soruyu bekliyordum.Ama sormakta gecikmişti. Niye bu kadar geç sordu bu soruyu.Ben arkadaşlarımla takılıyordum saati farketmedim. Annem doğru söyle dedi ve tokat attı. Babam ya da annem değil bana vurmak bana 1 kere bile bağırmadılar ben çok şaşırdım bu tepkiyi verince.Ben doğru bu dedim o da geri çekildi ve 'iyice babana benziyorsun' dedi.Ben hiç bir şey demeden odama koştum ve ağlamaya başladım. Akşam babam eve geldi hoş geldin bile demedim. Yaşlı gözlerimle odamda tv izliyordum. Babam odaya girdi. Usulca yanıma yaklaştı ve oğlum sakin ol dedi gözyaşlarımı sildi. Babam otopark işletiyor.Bak oğlum her şeyi biliyorum. Gecede biliyordum sadece sen anlatırsın diye bir şey demedim.Bu yollardan bende geçtim.(+ben - babam) +Baba ben bir şey yapmadım -Yapmadığını biliyorum +Niye bana kızıyorsunuz -Annende ben de senin iyiliğini istiyoruz.Bu işlere karışma... +(sözünü keserek)Baba zaten ben bir şey yapmadım -Sakin ol oğlum +Sakin olamıyorum baba belkide benim yüzümden bir ton insan öldü -Senin bir suçun yok dedi ve gitti. Ertesi gün cumartesiydi. Hemen kahvaltı yapıp Mert'in tüm olanların sorumlusunun evine gittim ve bağırmaya başladım. Dışarı çıktı.(+ben -mert) -Napıyosun lan(götü başı ayrı oynuyor) +Dün olanları anlat lan -Kardeşim kusura bakma(R) +Senin kusurunu sikeyim(Yumruğu geçirdim;) Hayatımda ilk kez vurdum. Bana karşılık olarak çakı yı çıkarttı ve bacağıma sapladı. Çakıyı çıkardığında çakıdan kanlar damla damla yere akıyordu.Ben bu görüntüyü görünce arkaya doğru düştüm.Bir elimle bacağımı bir elimlede kalbimi tutuyordum. Başımda dikildiğini gördüm. Birini aradı ve 'böyle olsun istemezdim' dedi.Ben o anda bilincimi kaybettim. Uyandığımda Hastanedeyim.
Uyandığımda ailem başımdaydı 8 yaşındaki kız kardeşim beni öperek uyandırdı. Yüzüm gülerek uyandım. Bana bakıyorlardı annem ağlıyor babam gözlerini ağlamamak için zor tutuyordu. Babam annem ve kardeşim odadan çıkardı içeri polis girdi. Bana taburcu olduğumda karakola gelmemi söylediler.Bu sefer babama her şeyi anlattım. Bana sakin olmamı söyledi. telefonu çaldı ve bana “Senin yanındayım” dedi odadan çıkarken telefonu açtı. konuşmaya başladı koridor da olmasına rağmen sesini duyabiliyordum. selam vererek açtı telefonu(+Babam) +Kardeşim yakışıyor mu size ? +Bana o çocuğu vericeksin (bağırarak) +Ben onu bunu anlamam cezasını ben vereceğim +Sakin makin olamam Bana baktı ben o sıra uyuyo numarası yaptım. +Benim oğluma kıyan o çocuğu geberteceğim o sırada annem ve kardeşim geldi...
1 ay hastaneden çıkamadım. Babam sık sık telefon görüşmelerinde böyle konuşuyordu.Ben taburcu olduğumda mert'in evine gittim dışarda mert'in ayakkabıları dışarıdaydı. Ordaki arkadaşlarıma sordum mert nerde diye. intihar etti dediler. Ben olayı iyice araştırdım bazı elemanlar vuruldu falan dedi.Ben Adnan abinin yanına gittim ama adnan abi yoktu. Sordum karakoldaymış. Bende hemen karakola gittim.Önce ifademi verdim sonra adnan abiyle görüşme izni almak için orada duran polisin yanına gittim. Bekle dedi ve Adnan abinin kaldığı yere gitti ve benim yanıma geri geldi içeri gir 5 dakikan var dedi. Sanki emri Adnan abi den alıyordu amirinden değil.Ben içeri girdim selam verdim.(+ ben - adnan) +Abi neden burdasın diyemedim tabi abi Mert ölmüş dedim -Babanın sonu da yakın +Ne diyosun abi -Baban öldürdü onu cezasını çekecek +Abi benim babam öyle bir şey yapmaz -Baban işlettiği otoparkına seni kaç kere gece çağırdı Sessizlik oldu +Çağırmadı ama orada kötü bir şey yapmıyor -Tabi kötü bir şey yapmıyor sadece kumardan aldığı parayı sayıyor ve tetikçilerine hedeflerini söylüyor. Babam ben doğmadan 2 yıl hapiste yatmış ama ne yüzünden yattığını bilmiyorum. Bana mantıklı geldi. +Abi doğru söylüyorsun dimi demire doğru yaklaştı ve -Lan benim işim gücüm yok seni mi kandıracağım babana selam söyle ve elemanın verdiği kağıdı ona ver. +ta... tamam abi…
Polis geldi başıyla adnan abi ye selam verdi. Sonra beni dışarı çıkarttı.Çaktırmadan cebime bir kağıt soktu.Ben sinirli bir şekilde eve yürümeye başladım.
Kağıdı açtım ve okumaya başladım -(Babamın adını Ekrem olsun)Ekrem dün cesedi bizim çocuklar buldu. Benim sana verdiğim emanetle adam vurmuşsun. Leşi eğer polisler bulsaydı olay bana patlayacaktı.Bu olay sana olan güvenimi kaybetmeme neden oldu. Senin ve oğlun için 1 görevin var emaneti benim kuruçeşme’deki mekana bırak.Ve iş için benden haber bekle. yazıyı okuduğum gibi soğuk terler her tarafımı sardı götüm bile terlemişti hemde 1 saniye içinde babama kağıdı vermek için otoparka gittim
Otoparkta 1 tane bile araba yoktu. Yazhaneye girdim kasa bomboştu pc gitmişti sonra yerde kan olduğunu fark ettim kamarelar pc ye bağlıydı.pc nin yerde parçalanmış olduğunu gördüm dışardaki kameralara dokunmamışlar ama yazhanedeki kamera kırılmış şekilde yerdeydi. Polisi sonra da annemi aradım. Anneme anlattım annem ağlayarak babandan bıktım ben annemin yanına gidiyorum ne hali varsa görsün deyip yüzüme kapattı.Çok öfkeliydi. Demek ki annem babamın ne haltlar yediğini biliyordu. Gelen polisler tam 5 araba da geldiler indiklerinde 15-20 kişi vardı ordan hemen soru sormaya başladılar. Kamera yedekleri olup olmadıklarını sordular o an aklıma ama tel için neutron adlı bir uygulama var o uygulamada kamera yedekleri canlı izleme gibi özellikler mevcut ama o an hiç bir şey aklıma gelmedi.Bi anda karakoldaki kağıt veren adam geldi ve bana takoz bir telefon verdi. Adnan abi arayacak dedi ve olay yeri inceleme bantları astılar bizim otoparkın ruhsatı yoktu bu olay da hemen çıktı ve otopark mühür yedi. Yani ruhsat çıkmadan açılmayacak otopark. Beni eve yolladılar tam kamera kayıtlarına bakarken Adnan abi aradı..
Selam bile vermedi Adnan abi direk konuşmaya başladı.(- Adnan abi +ben)
-Kardeşim özür dilerim +Abi ne diyosun sen -Bak seni severim babanı daha da çok severdim... Bir iç geçirdikten sonra devam etti -Baban Mert in canına kıydı ama Mert yalnız değildi, hiç yalnız olmadı. +Ne demek istiyorsun Adnan abi -Babandan intikam alacaklar onu kaçıranlar... Çok derin iç çekiyordu nefesi sanki ensemdeydi. -Mert onların tetikçisiydi. +Abi Mert daha kaç yaşında bab... Sözümü keserek devam etti -18 yaşından küçük olanlar daha az ceza yediği için onu seçtiler hemde çevresi olan serseri bir çocuktu.Her neyse ben burdan yarın çıkacağım sende kendine ve ailene dikkat et sizede intikam almak için zarar verebilirler. Telefonu yüzüme kapattı. Hemen annemi aradım, açmadı çıldıracaktım annem neden telefonunu açmıyordu.O sırada ahmet aradı(+ben - ahmet) -Lan gerizekalı kaç gündür arıyorum neden açmıyorsun +Kardeşim (ağlamaya başladım) -Lan iyimisin evde misin ? +eve.. evet
Telefonu yüzüme kapattı yarım saat sonra kapı çaldı elinde 6 bira ve cebinde çok açık şekilde olan 2 tane davidoff(sigara) hemen içeri aldım. Sarıldım kardeşim deyip olanları anlattım.O da efkarlandı bende.Ben hayatında sigara içmeyen süt sayılan çocuk 1 gecede 1 pakete yakın sigara ve 2 bira içmiş kusa kusa ölüyordum. Sabah kalktığımda ahmet simit almış simitle kahvaltı yaptık Ben Adnan abinin yanına gidecektim Ahmet bende gelicem diye tutturdu. Bende zaten tek korktuğum için ahmet’le gittim.
Ben ilk kez içtiğim için başım falan dönüyor ahmet in koluna girip yürüyorum. Aşağıya indik Ahmet in motoruna bindik tarif ettim yolu bas gaza dedim.O da hızlı sürüyor baya 15 dk ye gittik bu ahmet hızlı sürdüğü benim başım iyice dönüyordu.Bir baktım Adnan abi korumalarıyla dışarı çıkmış normalde hep tek tabanca gezerdi.3 araba hazırladı korumaları Adnan abi ortadaki mercedes'e bindi diğerleri siyah range di.Ben motordan inip kusmaya başladım. Ahmet “adamı kaçırıyoruz sırası mı şimdi” dedi.Ben kendimi biraz topladım sonra yürü takip edelim dedim. Motora bindik.
Yetişmek için muallak 110 bastı motor da scooter tir tir titriyor. Baktık ki boş bir ormanlık alana park ettiler bizde bir 100 metre falan gerilerinde scooter ı ağaçların arasına sakladık. Onları çok net görebiliyorduk bir baktık ki 5 tane siyah range çok hızlı bir şekilde Adnan abilerin yanına gitti.Ve arabalardan 10-15 kişi indi. Adnan abiler 8 kişiydi.Bir tane şık giyimli adam aşağıya indi 50 li yaşlarında bastonla gezen bi adam adnan abinin tam önünde durdu. Kısık sesli konuşmaya başladılar. Sonra Adnan abi sinirlenip.
-Menderes beni tanımamışsın dedi.(silahını hızlı bir şekilde çıkardı) Menderes in adamları daha hızlı çıktı ve Adnan abileri taradılar sadece Adnan abi den bir el ateş sesi duydum ve Menderes bacağını tutup yere attı kendini.5 saniye içinde yerde 6 ceset vardı. Menderes i adamları araba koyup hemen kaçtılar ben koşmaya başladım Ahmet dur gerizekalı dedi ve tuttu beni. Adamların gözden kaybolduklarını görmeden başımı kaldıramadım Ahmet lan şu adam yaşıyo dedi. Hemen baktım o adam Adnan abiydi. Yaralı bacağımla Adnan abinin yanına koştum Abi diye bağırdım(+ben -adnan abi) -anlaşamadım babanı alamadım…
Ağzından çıkan kanlar konuşurken fışkırıp yüzeme geliyordu.Ben sadece bakıyordum.
-Al bu tespihi benim mekanlarım artık senin mekanın (elime gümüş bir tespih verdi) Ahmet dizlerinin üstüne çöküp boş boş bakıyordu. -Al bu benim silahım artık senin silahın (gümüş renginde parlayan bir silah) +Abi adna.. Sözümü keserek -Babanı sen kurtaracaksın benim mekana git tespihi göster ye... +adnan abi
Adnan abi ölmüştü. Bacağımı zorladığım için kanıyordu ama bunun benim mi yoksa adnan abinin mi olduğunu bilmiyordum silahı kemerime soktum tespihi cebime attım motora atlayıp hastaneye gittik bacağıma pansuman lazımdı.
Hastaneye giderken yoldan gecen herkes bize bakiyordu savas gazisi gibi etrafta dolaniyordum. Hastenin onune geldigimizde beni goren doktor hemen sedye getirdi yatirdi ahmet konusmaya basladi ama ben baya kan kaybetmisim olayin sokundan haberim yok neyse bunlar konusurken beni bi odaya soktular. Ben orda bayildim. sabah uyandigimda yalnizdim ahmet i annesi eve cagirmis cocuk da gitmek zorunda kalmis. Doktor geldi yanima nasilsin dedi
Ben iyiyim ne kadardir yatiyorum dedim cok kan kaybettin en az 2 gun daha burdasin umarim sigortan karsilar dedi. Babamin maddi durumu Allah’a sukur iyidir ben parada sıkıntı olmaz dedim tamam sen dinlen dedi. Benim kafami gommemle 12 saat daha deliksiz uyumam bir oldu. Beni annem tokatlayarak uyandirdi gozlerimi açınca mutluluktan agalamaya basladi kucuk kardeşim de elimi öpüp “iyimisin abicim” diyordu bende iyiyim prenses diyordum.
Annen kardeşimi yolladi ve bana olanları sordu.Ben her seyi anlattim. Artik ailemden bir şey saklamayacaktim annem Menderes adini duyunca bir gozleri doldu bende Menderes adini duyunca aklima silah ve tespih geldi hemen isler taka sarmisti. Annem silah ve tespihi soylemedim. Annem bana Menderes'in babamin eski is ortağı olduğunu söyledi. Annemle tanisinca gecmis hayatina bir sunger cekip Menderes'e siktiri cekmis.O günden sonra babam Mert olayına kadar hiç Menderes’le konusmamis.
2 gun yattıktan sonra Ahmet geldi beni motorla hastaneden almak için hastanenin önüne park etti. Anneme kaçıp gitmesini babamı kurtaracagimi soyledim annem de gönlünün razı olmadığını belirterek tamam dedi. Taksiye binip otogara gitti. Kucuk prensesim de bana saç tokasini verdi ve beni unutma abicim seni cok şeviyoyum dedi benim gozlerim doldu.
Ahmet’le motora binmeden once emanetle tespihi sordum “bende” dedi. Icim rahatladi.
Motora bindik ve Adnan abinin mekana gittik tespihi gosterdigim beni vip yerinden iceri aldilar siyah takim elbiseli adamlarla doluydu hepsi Kocaman bir masa vardi mafya babalari oturuyordu ben hayatimda hic olmadigim kadar cesur davranip belimden tabancayi cikardim ordakim herkes silahlarini cikartmisdi.
Hepsi tek bir ters harekette delik desik ederlerdi beni.Ben usulce silahi masaya koydum ve tespihi cikarip Herkese gostererek silahin ustune koydum bağırarak
-Menderes Adnan abimizi Öldürdü. Dememle herkes sok oldu tekila icenler shot atarak bardaklari masaya sertce vurdu.
Herkes bana bakarken bir anda başka bir adama baktilar bu adam Menderesti basini yavasca yukarı kaldırdı ve bastonuna tutunarak yanima geldi.Ben 3,5 atarken elini omuzuma koydu yiğenim gel senle bir yürüyüşe cikalim dedi.Ben bir sey diyemeden yurumeye basladik beni dar koridorlardan geciriyordu ve arkamizda 1 tane adam vardi. Agzindan su kelimeler dokuldu
-Babani severdim baban eskiden benim icin calisan bir tetikciydi ise basladigi zaman senin yaşlarındaydi ama senden daha uzun ve gucluydu hemde acımasızdi. isime yarayan ve sevdigim tek kisi oydu yasi buyudu ve annenle tanıştı bu isten ayrilmak istediğini soyleyerek bana bir terbiyesizlik yapti bizim camiamizda boyle seyler olmaz…
Adam cok iyi bir konusmaciydi bu acik ve netti ben konusmasini bolemiyordum cok akici konusuyordu sonra devam etti.
-Baban ne yaptı biliyorsun dimi benim yanimda çalışan bir genci öldürdü…
Tam o sırada bir kapının önüne geldik. Adamina isaret cakti ve kapiyi actirdi. Iceride babam vardı. Ama bu yaşadıklarimdan sonra soğukkanlilikla beni buraya niye getirdiniz dedim. Menderes de şaşırdı.
-Babanı görünce mutlu olursun sandık Bende -Babam serbest kalirsa mutlu olurum Dedim Sonra babamin yanina gittim cok kotu dovmuslerdi yaklasik 1 hafta oluyordu sakallari uzamis 2 gozu mor burnu yamuk ve disleri dokuk olan kisi babam olamazdi…
Gozlerim doldu.
Menderes konusmaya basladi
-Baban ve sen özgürsun bir daha bana veya bir adamima bulaşırsanız sonunuz Adnan gibi olur dedi ve basini one egip ağır adimlarla gitti
Babam konusamiyordu. Ahmet kosarak geldi Ekrem abi dedi ve ben bir koluna girdim o bir koluna girdi.Onu dışarı, çıkarırken Menderes e ofkeli gozlerler bakiyordum .
Taksiye binip hastaneye gittik. Bana bakan doktor ne haltlar karıştiriyorsun dedi. Cevap vermedim sonra tekerlekli sandalye getirdi bana sinirli bir sekilde bakiyordu babami dag gibi adam babam tekerlekli sandalyede boynunu saga bulmus yatiyordu. Hemen bi odaya yatirip serum tuttular polis cagirdilar.
Sokakta buldugumu soyledim polislere, babamin uyaninca karakola gelmesini soylediler. Sonra gecmis olsun diyip gittiler. Annemi arayıp babamin burda olduğunu soyledim. Annem bir oh cekti. Doktor yüzü asik bir şekilde yanima gelip babama burnu icin ameliyat yapacaklarini soylediler.Ben uyaninca yaparsiniz dedim.Ama burnu cok yamuldugu için nefeste sıkıntı olur acil dediler.
Bende kabul ettim babamin Hesabindaki para suyu çekmişti hastane ozeldi.
Annem hemen geldi gece gündüz babamin başında bekliyorduk okuldan arıyorlardı surekli annemle okula gidip devamsizligimi sildirdim.1 ay boyunca girmedigim sinavlara girdim yeniden ders calismaya baslamistim.1 ay sonra okuldayken annem “baban uyandi” diye aradi cikista taksiye binip hastaneye gittim annem doktorla tartışıyordu.
Biliyordum para yüzündendi hemen iceri girdim babama sarildim babama hic bu kadar içten sarildigimi bilmem bana yaptiklari odetecegiz oglum…
Ben artik eskisi kadar masum degildim artik daha ciddi olgunlasmis ve soğukkanli bir insandim. Annem para mevzusunu soyleyince babam bana Avni diye bir adamin adresini verdi adamin babama 13 bin lira verecegi varmış. Ben adrese gittim. Ben villa falan beklliyordum apartmana gelmistim babami arayip kati ve daireti sordum 4.kat 25.daireye girdim ama kapiyi acmiyordu.
Sinirlendim ve kapiya cok da sert olmayacak şekilde tekme attım bir sandelyenin ustunde oturan bir adamin kafasindan kanlar akmis kurumustu masada 3 serit kokain in vardi 3.cu şeridin yarisini icmisti. Normalde kacardim ama paraya ihtiyacim vardi. Nedense cesedi gordugumde midem bile bulanmadi artik tiksinmiyordum artik alismistim...
Cekmeceleri karıştırdım ama boklu donlardan başka bir şey yoktu. Evden tam cikacakken ayak sesleri geldi ben korkup yere dusen silahi elime alip kapiya dogru nisan aldim…
Ayak sesleri yaklastikta ellerim daha cok titriyordu.
En sonunda konuşma sesini bu ses Menderes in sesisydi. Hemen silahı aldığım yere koydum ve içeriye koştum. içerdeki bir koltuğun arkasına uzandım kulağımı yere koydum Menderes tek değildi ama kaç kişiydiler bilemiyorum. Menderes içerideki ceseti görünce
-Gerizekalılar bir bokuda becerin bu silahın burda ne işi var…
Normal bir şekilde bir konuşmaya devam ettiler beni farketmedikleri için şükür ediyordum.Ama bir anda kafama silahın namlusunun dayadı birisi.Bir anda koşarak bir biri daha geldi beni kaldırdı biri bir koluma diğeri diğer koluma girdi. Kaçmam imkansızdı. Beni Menderes in yanına götürdüler.
Menderes konuşmaya başladı.
-Seni de babanı da uyardım siz falanca(soyisim yerine yazdım) ne laftan anlarsınız ne dayaktan.
Ben buna sinirli bir şekilde baktım. Sonra piç sırıtması yaptı ve cebinden Adnan abinin tespihini çıkardı. Tespihi ucundan sağ eliyle tutuyordu.Bir anda elini geriltti.Ve tespihle tokat attı bana(Ben yere düşen boncukları topladım bi 10-15 tane toplayınca).Devam etti
-Hepiniz böyle dağılacaksınız Ben bir anda bağırdım -intikamım acı olacak!(O kadar çok bağırdım ki sesim apartmanda eko yaptı ve boğazım acıdı).
Bir anda apartmandan sesler geldi. Yaşlı bir teyze noldu diye bakmaya geldi.O sırada ben yine olsa yapamayacağım bir hareket yaptım ve Menderes le adamları kadına bakarken ben adamın kafama dayadığı silahı elinde almaya çalıştım alamayınca ittim adam cesede 1 kurşun daha sıktı yanlışlıkla. Diğer adam benim arkamdan sarılmaya çalıştı ben dirsek attım. Hayatımda koşmadığım kadar hızlı koştum.
Babamın yanına gittim olayları anlattım. Babamın gözlerindeki öfke ateşi bu sözlerle daya çok harmanlanmıştı. Yüzünü pencereye çevirdi ve bir şey söyledi. Duyadamım ne dedin dediğimde
Takımı tekrar toplayacağız dedi Ben de artık bir şeyleri anlamaya başlamıştım. Babam -Hazırmısın? Dedi.Ben babamın oğluydum ve onun kadar cesurdum neye dedemeden direk -Hazırım
Dedim taksiye binip otoparka gittik. Babam mühürü kırıp yazhaneye gitdik içerideki çekmeceden adnan abinin tespihinin aynısını çıkardı. Sonra arkadaki depo ya gittik içerde patlak lastik teyip tamir kutusu ilk yardım kutusu gibi şeyler var. Babam tamir kutusunu açıp içindeki her şeyi döktü ve gizli olan gözü açıp içinden adnan abinin silahının aynısını çıkardı. Hemen arabamıza bindik (audi a4) Ormanlık bir alana gittik eski bir ev vardı ama evin ışıkları açıktı. Babamla arabayı parkedip evin içine girdik. içeriden mini etekli kızlar tekila dağıtıyordu.. içerisi çok büyük ve gösterişliydi dışardan ilgi çekmiyordu. Herkes bize bakıyordu. içeriden fısıltılar geldi Ekrem... Ekrem abi.
Babama içeride olan yaşlı bir adam işareti çaktı hemen babam adamın elini öptü. Babam olayları anlatıcan biliyoruz dediler ve içerideki ofise gittik 30 kişi toplantı salonu gibi bir odaya gitmiştik herkes yerine oturmuş arkalarında korumaları tetikte bekliyordu. Babam silahını ve tespihini çıkarttı herkeste aynı tespih ve silahtan vardı. Belliydi bu bir mafya ailesiydi. Babam intikam almamız lazım deyince elini öptüğü yaşlı adam sen reisi mi öldüreceksin dedi. Ben şaşırdım ama babam soğukkanlılıkla devam etti.(-babam + yaşlı adam)
-Az kalsın beni öldürüyordu
+Yaptıkların sonucunda ölmeyi hak etmedin mi? Babam yutkundu ve devam etti
-Benim bu dünyadaki mirasımı alıyordu (bana bakarak dedi)
+Oğlun hiç boş durmamış Böyle devam etti konuşma.En sonunda babamı 6 kişi destekledi.
+Siz 6 nız gidin ne bok yerseniz beni uğraştırmayın Dedi ve kalın uzun ve damarlı * puroyu ağzına aldı ayaklarını masaya uzatıp eliyle gidin işareti yaptı. Bizi destekleyen 6 adamdan sadece 2 si bizimle gelmeyi kabul etti. Uzun olan adamın adı Kerim. Karadenizli olana adamın(Burnu 30 cm ve kemikli)Dursun. Dursun bizi ofisine götürdü ve plan yapmaya başladık.
Babam ben dahil toplam 28 kişiydik herkes de bir tabanca olacaktı. Sonra son bir haber geldi Menderes yarın uçakla londra’ya gidiyorumuş.Tam olarak plan yapmadan apar topar gecenin 2 sinde Menderes in mekanını basmaya gittik.Şimdi düşünüyorumda bir baba oğluna 16 yaşındayken eline silah verip mafya stajyerliği yaptırır mı?
Mekan kocaman bir kumarhaneydi tabi dışardan bakımsız bir villa gibi gözüküyordu.
Babam sigarasını yaktı. Ve arabadan inmeye başladık 28 kişilik küçük bir orduyduk 10 kişi arabaların yanında kalıp güvenlikleri arabaya çekip bizim içeri girmemizi kolaylaştıracaktı.
Hemen ateş etmeye başladık güvenlikler arabaya doğru koşmaya başladı biz tam koşarlarken villanın kapısına girmeye çalıştı bizi biri farketti ve taramaya başladı sadece silah sesleri ve elime yüzüme sıçrayan kanları hissedebiliyordum.Ama şoktaydım sanki felç inmişti.En sonunda babam beni tutup aşağıya yatırdı. Bizden biri o adamı halletti ve içeriye ateş ederek girdik herkes masanın altına saklanmıştı. içerideki güvenlikler ateş edemedi içeride müşteriler vardı.O an hepsi bir şey yapmayın deyip silahlarını yere attı bizim dışarda arabanın yanında duranlar dışarıdakileri halletmişti. içeriye onlarda girince rahat bir 20 kişi vardık içeride 4 tane güvenlik vardı.
Babamla ben yukarı çıktık, babam tüm odalara tekme atıp içeri atlıyordu ama tüm odalar boştu.Tek bir oda kaldı yavaşça kapı kulpunu indirdim.Ve içeride prensesim vardı.Abi der demez Menderes prensesimin başına silahı dayadı babam hemen yanıma geldi. Bağırmaya başladı.Ben tekrar şoka girmiştim babam bırak.. yoksa... yoksa... ölürsün kelimeler kulaklarımda takılıyordu her şey ağır çekimde gerçekleşiyordu Menderes geri dur.. yoksa... ölür.. beni buna mecbur bırakma diyordu.
Babam bir anda silahını Menderes e doğrulttu Menderes tetiğe bastı.Ve küçük kız kardeşimin prensesimin kanları diğer duvara doğru akmaya fışkırmaya başladı. Babam Hayır diye bağırdı.Ve dizlerinin üstüne çöktü.O sırada Menderes babama silahını doğrulttu.Ben de belimdeki silahı almaya çalıştım.Ama menderes daha hızlıydı babamı tam kalbinden vurdu.Ben silahı çıkarınca tam 11 el ateş ettim en sonunda mermi bitmişiti Menderes karnını tuttu ve geri geri gitmeye başladı.Bir anda arkasındaki camı kırıp yere kapaklandı. Babam bir eliyle kalbini tutu diğer eliyle ağzından çıkan kanları tutmaya çalıştı sonra bana o baygın gözlerle bakıp yüzüstü yere çakıldı.
Ben hala şoktaydım 30 saniye öylece yerdeki 3 cesede baktım. Sonra polis sesi geldi. Aşağıdaki elemanlardan biri beni uyarmak için yanıma geldi etrafı görünce beni kolumdan tutup zorla dışarı çıkarttı tam aşağıya inecekken polislerin aşağıda olduğunu gördük ve Menderes in kırdığı camdan aşağıya tutunarak indik.
O orman evine gittik olayları anlattık o gün orada kaldım annemi aramama rağmen telefonlarımı açmıyordu. Ertesi gün eve gittim ve evde anemin bıraktığı notu gördüm gitmiş ve bir daha gelmeyecekmiş. Ahmeti aradım gelirken 1 kasa bira 10 dal kalın puro ve 2 paket parliament almasını söyledim 30 dk ye geldi.Ve bana sınıfta kaldığımı söyledi.Ben hiç siklemedim.
Dursun abi beni cezaevinden aradı teshpihini bana verdi. Ve şöyle dedi
-Benim hiç erkek oğlum yok tüm suçlarım ortaya çıktı müebbet yedim senden başka bunu verecek kimsem yok. Dedi, ben direk kabul ettim ve onun koltuğuna oturdum. 17 yaşıma geldiğimde milyonlarla oynanayan bir çocuktum...
submitted by hassnictir01 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.13 15:32 Taraftarium24hd ((DUBLAJLI)) Hint Filmi Full HD Tek Parça 1080p izle

((DUBLAJLI)) Hint Filmi Full HD Tek Parça 1080p izle
Peekay - PK

https://preview.redd.it/9xbr50f18ls41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=cb3a02d278a8de259765ecd44775c99dea1c0bc1
Peekay - PK Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 2014
Peekay - PK Filmi Yönetmeni : Rajkumar Hirani
Peekay - PK Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Aamir Khan, Anushka Sharma, Saurabh Shukla, Sanjay Dutt
Peekay - PK Filmi Konusu :
Filmde Başarılı Hintli aktör Aamir Khan'ın yer aldığı 2014 yapımı 19 Aralık Hindistan gösterim tarihli PK filmi 31.580 kişilik İMDB puanlaması ile 8,7 değerinde not alarak en iyi filmler sıralamasında yerini almıştır. Herkes tarafından büyük ilgi görmüş dramatik komedi ve fantastik unsurların içinde barındıran eğlenceli bir film bugün sizlerle sitemizde buluşuyor. Kaliteli Hint filmlerini bize izletmeyi başarmış olan bollywood film stütyosu bizlere yine güzel bir film sunuyor. Çekimlerin tamamı Hindistan’da yapılan PK filminin yapım bütçesi olarak 13 Milyon Dolar harcanmış filmin hasılatı ise 96 Milyon Dolar değerinde olarak kayıtlara geçmiş. 2 Buçuk saatlik bir izlenim keyfi Hint filmi severleri bekliyor…
Başka bir gezegenden Dünya'ya inen P.K. isimli genç adam geldiği bir şehirde yabancı olarak oldukça komik ve bir o kadarda bambaşka olaylar yaşamaya başlar. Daha önceleri hiç kimsenin sormadığı ve aklına gelmeyen sorular sormaya başlayan PK’nın soruları oldukça masumane ve çocukça ama soruların cevapları da bir o kadar enteresandır. PK ilk başlarda oldukça zorlansada hayata adapte olmaya çalışsada masum ve çocuksu hallerini gören insanlar kendilerini sorgulamaya başlarlar ve PK bir çok sadık arkadaş edinir. Kırılan kalpleri düzelten, öfkeli yürekleri dindiren PK çocuksu meraklarıyla birlikte binlerce, hatta milyonlarca insanı manevi olarak sözleri ile düşündüren. Bambaşka bir Dünya'dan bu şehre düşen PK filminde güzel sahnelerle Amir Khan’a bir kez daha kendini seyirciye hayran bırakmayı başarmış filmde. Filmin yönetmenliğini Rajkumar Hirani’nin yaptığı PK filmin senaryosubu yine yönetmen Rajkumar Hirani ile birlikte Abhijit Joshi tarafından yazılmıştır.
Hint Film izle LİNK: Peekay - PK Hint Filmi Full HD izle
Peekay - PK 2014 Filmi izle, Peekay - PK Tek parça izle, Peekay - PK Full hd izle, Peekay - PK Türkçe Dublaj izle, Peekay - PK Türkçe Altyazılı izle, Peekay - PK Filmi konusu, Peekay - PK Filmi 720p izle, Peekay - PK Filmi 1080p izle,
Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007

https://preview.redd.it/8is2r1u28ls41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=ba1c37939759fb18f329c36335f2abf08e58ab18
Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 2007
Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi Yönetmeni : Aamir Khan, Amole Gupte
Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Darsheel Safary, Aamir Khan, Tisca Chopra, Vipin Sharma
Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi Konusu :
Hikayemiz Hindistan’da bir okulda Ishaan adında bir çocuk ve onun okulda en yaramaz ve tembel çocuk olarak nam salması ile başlıyor. Ödevlerini yapmayı çok önceleri bırakmış bir çocuktur. Kafasında sadece hayal ettiği kendi dünyası var, onun için hayalleri gerçeklerden daha önceliklidir. Öğretmenleri, arkadaşları ondan sürekli şikayet etmektedir. Geçen sene 3. sınıfta notlarının kötü olmasından dolayı sınıfta kaldığı için bu yıl tekrarını okuyor ama inanılmaz bir şekilde bir adım ilerleme kat etmiş değildir. Birde abisi Yohaan ise onun aksine sınıfının birincisi ve bakıldığında ikisinin kardeş olduğuna kimse söyleyemez. evin babası ise oldukça prensip sahibi bir adam ve oğlunu bir türlü yola getiremez.
annesi ise elinden birşey gelmediği için sadece gözyaşı dökmekten başka birşey yapamamış bir kadındır. Sonunda aile gelen şikayetlerden de dayanamaz Ishaan'ı yatılı bir okula vermeye karar verirler. Kendini cezalandırılmış olarak görsede bu onun için hayatının değişmesinin bir başlangıcı olacaktır. Filmin yönetmenliğini Aamir Khan ve Amole Gupte birlikte üstlenmişlerdir. Filmin oyuncu kadrosunda ise Darsheel Safary, Aamir Khan, Tisca Chopra, Vipin Sharma gibi oyuncular yer alıyor.
Hint Film izle LİNK: Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Hint Filmi Full HD izle
Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi izle, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Tek parça izle, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Full hd izle, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Türkçe Dublaj izle, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Türkçe Altyazılı izle, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi konusu, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi 720p izle, Like Stars On Earth - Yerdeki Yıldızlar 2007 Filmi 1080p izle,
3 İdiots - 3 Aptal

https://preview.redd.it/qp6004748ls41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=180f62396ff621fd596c427df023db0ebf45b9f0
3 İdiots - 3 Aptal Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 2009
3 İdiots - 3 Aptal Filmi Yönetmeni: Rajkumar Hirani
3 İdiots - 3 Aptal Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları: Aamir Khan, Madhavan, Sharman Joshi, Kareena Kapoor
3 İdiots - 3 Aptal Filmi Konusu :
3 Idiots 2009 filmi Bollywood sinemasının 21. yüzyıl yapımları arasında en keyifli ve en eğlenceli filmlerden biri. Özellikle Senaryosu ve eleştirel bakış açısından herkesin beğendiği filmlerden biri haline gelmiştir. Ülkemizdeki 3 Aptal adıyla bilinen filminin yönetmenliğini ve senaristliğini Rajkumar Hirani yaptığı aynı zamanda PK adlı filminde yönetmenidir izlemeyenler için o filmide şiddetle tavsiye ederim.
3 Idiots filminin oyuncu kadrosu şu şekildedir:
• Aamir Khan (Rancho)
• R. Madhavan (Farhan Qureshi)
• Sharman Joshi (Raju Rastogi)
• Kareena Kapoor (Pia Sahastrabuddhe)
• Boman Irani (Viru Sahastrabuddhe)
• Omi Vaidya (Chatur Ramalingam)
• Mona Singh (Mona Sahastrabuddhe)
Film özellikle Aamir Khan ve Kareena Kapoor’un daha fazla ünlenmesinde rol oynamış bir baş yapıttır adeta.
Filmin diğer bir dikkat çekici unsurları ise müzikleri olmuştur. Hint filmlerinin vazgeçilmezi olan müzikler bu filmde de bize eşlik ediyor. Özellikle Aal Izz Well ve Zoobi Doobi şarkıları en dikkat çekenler arasındadır.
3 Aptal Hint Filminin Konusuna bakacak olursak
Film Chatur’un Farhan’a, Rancho’yu bulduğuna dair bir telefon konuşması başlıyor. Farhat bu durumu Raju’ya haber verir ve Rancho’yu aramak için yola çıkarlar. Bu yolculuk sırasında ise geçmişe yolculuk yapıyoruz ve Rancho’yu tanımaya başlıyoruz.
Delhi’de bulunan bir mühendislik fakültesinin yurduna yeni öğrenci olarak gelen Roncho, okulda ona oda arkadaşlığını Raju ve Farhan yapıyor. Farhan okulda bulunma sebebi babası istediği için mühendislik okumaktadır. Raju ise oldukça fakir bir ailenin çocuğudur ailesini kurtarmak için okumaktan başka şansı yoktur. Ailesini bu durumdan kurtarmak için mühendisliği seçmiştir. Odalarına gelen Rancho ikisinin hayatında köklü değişiklik yapacaktır. Çünkü; Rancho’nun bakış açısı olaylara baktığı pencere herkesten farklıdır. Okul müdürününde kötü anlamda dikkatini çekmeyi başarır Rancho, aslında insanların hayatına mutluluk katmaktanda başka bir şey yaptığı yoktur Rancho’nun. Fakat Dr. Viru gibi onu sevmeyen insanlar da fazlasıyla mevcuttur. Rancho ile Dr. Viru’nun kızı Pia arasındaki etkileşim, aşk ile bu komedi ve dram türündeki film ile siz de hayatınıza bambaşka bakmaya başlayacaksınız.
Hint Film izle LİNK: 3 İdiots - 3 Aptal Hint Filmi Full HD izle
3 İdiots - 3 Aptal Filmi izle, 3 İdiots - 3 Aptal Tek parça izle, 3 İdiots - 3 Aptal Full hd izle, 3 İdiots - 3 Aptal Türkçe Dublaj izle, 3 İdiots - 3 Aptal Türkçe Altyazılı izle, 3 İdiots - 3 Aptal Filmi konusu, 3 İdiots - 3 Aptal Filmi 720p izle, 3 İdiots - 3 Aptal Filmi 1080p izle,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.04.06 22:24 HellhoundBee bugüne özel doğaüstü bir olay ekşiden "tarih ve sahnesi" anlatmış

saklı tuttuğum, az kişinin bildiği, özel bir hikaye...
şuan düşünmesi bile beni rahatsız etmeye yetti. cümleleri tam toparlayamazsam kusuruma bakmayın artık. başlıyorum.
ev arkadaşım sevgilisinin ısrarı üzerine golden cinsi bir köpek aldı. köpekleri çok sevmeme rağmen öğrenci olduğumuz için yani ömürlük yuvası olamayacağımız için pek istemedim. ama ısrarlara dayanamadı ve aldı. daisy koyduk adını. adı gibi kendisi de güzel, inanılmaz akıllı bir köpekti. gel zaman git zaman büyüdü 7-8 aylıktı ve evimizin evladı oldu. karşılıklı oyunlar oynarken heyecanlanması dışında havladığı görülmemiştir. herkesi seven, herkese kendini sevdirmeyi daha çok seven, kedilerle bile dost olmaya çabalayan iyi yürekli bir dost işte, tüm diğer goldenlar gibi...
evimiz konyada çekme kat diye tabir edilen, teras kat bir evdi. daisy'i her sabah ve her akşam gezintiye çıkarıyordum. ev arkadaşım çalıştığı için ben daha çok ilgileniyordum. bir akşam ev arkadaşımla ortak arkadaşlarımız geldi. oturduk, biraz takıldık, kafamız güzel oldu. çok keyifli sohbetler ettik, güldük eğlendik. elemanlar dedi ki son otobüse yetişelim, biz kaçıyoruz. eyvallah dedik. ev arkadaşım ile ben ve daisy kaldı. daisy acayip enerjik bir köpekti. teras ona aitti ama tabi gezdirmeyince evde yorulmadığı için gece uyumuyordu. bizim sohbet keyifli, kafamız da güzel olduğu için daisy'i unuttuk. kızım seni yarın çıkartırım dedim. biraz oynayalım bari derken salonda sehpanın üzerinde bir tek bardak var evde kırılacak gitti sehpaya çarptı ve bardak tuzla buz oldu. ev arkadaşım tam kızacaktı ki bırak hacı, hata bende. onu gezdirmeye çıkartmam lazımdı dedim ve aldım daisy'i dışarı çıktık. sigara falan alıcam ben de hesapta. baktım bizim elemanlar hala durakta bekliyor. durakla bizim sokak 20 metre kadar. arkadaş sal gelsin diyor. daisy de onu çok seviyor. ben de bıraktım koşa koşa durağa gitti. bizim misafirimiz arkadaşlar 2 kişi, durakta bir amca var 55-60 yaşlarında, orta boylu, beyaz saçlı, bıyıklı, mavi gözlü bir amca bey. barut gibi rakı kokuyordu. bizimkiler amcayı makaraya almış, amca da zaten zil, saçma saçma konuşuyor. yalnız biz oraya gittiğimiz ilk andan itibaren daisy adamdan kaçıyor. adam elindeki fıstıkları daisy'e uzatıyor. o masum daisy'nin ilk defa diş göstererek hırladığını gördüm. sürekli havlıyor, adama diş gösteriyor adamın uzattığı fıstıkları bir hamlede yutuyor ama deli gibi havlamaya devam ediyor öte yandan da... konyalı ya da konyada öğrenci olanlar bilir, otobüs durağı gazi (konya) lisesinin karşısında. evler var dibimizde. camlara çıktılar artık neden bu kadar havlıyor bu köpek diye. amca bey iyice daisy'e sardı, peşinde koşuyor falan. daisy'ye sus diyorum ama dinlemiyor. biz ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. amca artık iyice sapıttı ben bu köpeği çok sevdim, dudağından öpücem falan diyor. elemanlara; bu saatte bu amca ile uğraşmayalım, ben karşıya geçiyorum. siz de gelin. otobüs gelince geçersiniz karşıya dedim. gazi lisesinin kaldırımında makaraya devam ediyoruz. amca bey bizim yanımıza geçmeye çalışıyor. amca dur, araba çarpar dedik geri durağa gitti. sonra durmamış. bir daha geçmeye çalışmış. güm diye bir ses geldi. kafayı geçirdiğimde amca havada uçuyordu. motosiklet çarpmış, motosiklet tüm hızıyla bize doğru geliyor. can havli ile önce daisyi yoldan çektim sonra kendimi okulun bahçe demirlerine doğru attım. motosiklet ayağımın 5 santim kadar yanından geçti ve kaldırımdaki ağaçlar ile okulun bahçe demirleri arasına sıkıştı. amca kötü halde, hiç anlatmayayım. moto kurye de yaşıyor mu bilmiyorum. hemen ambulans polis araması yaptım. karakolda ifade süreci falan... sanırım ikisi de öldü. 1 hafta boyunca internetten konya haberlerine baktım ama konu haberini bulamadım. sakinliği ile bilinen daisy'nin bu agresif tavrını adamın öleceğini gördüğüne yorduk. ölüm o gece bizi de teğet geçti.1 ay kadar uyuma problemi yaşadım...
yıllar sonra bir kafe açtım. pazar kuruluyordu kafenin olduğu semtte. pazarda domates satan bir amca her hafta geliyordu. ve bu amca o gece kazaya uğrayan amcanın neredeyse karbon kopyasıydı. ikizi kadar benziyordu. o kazanın üzerinden 5 sene geçti ama hala içim sıkılıyor olayı anlatırken. 3 arkadaş sohbet ederken konu ne zaman o geceye gelirse susarız. eğer kaderimde bir kırılma noktası var ise mutlaka o gecedir...
submitted by HellhoundBee to KGBTR [link] [comments]


2020.02.23 08:38 bariscsknr Bohem Bir İlişkinin Yıkıcı Ayrılık Parodisi - 2. Perde (TRAGEDYA)

OLAY BİR EVDE GEÇMEKTEDİR. K KADIN, B ERKEKTİR.
K - Burçlar kaymış amk, yengeç ne ya? Allahın histerik burcu. Bugün hiçbir iş doğru gitmez mi? Hay böyle işin ta içine..
B - Benim E'nin burcu da yengeçti. Belli oldu şu aralar senin de neden böyle göt olduğun. O da az göt değildi. Benzediniz birbirinize.
K - Oğlum esas sen götsün ki göt gibi ortada kalıyorsun her seferinde. Kaşınma, insanın damarına basıyorsun. Ben de acımasız olacam, salağa bak E ile kıyaslıyor beni.
B - Ne yaptığının farkında olmak da güzel bir şey tabi.
K - Ben bir şey yapmadım valla, yara kaşıyan sensin. Bırakmıyorsun kabuk bağlasın. O kadar kaşırsan, sonunda kanar böyle. Bence sen yaptığının farkına var biraz. Hala kendin yapıyorsun, sonra karşı tarafa adilik yapıyor gibi hissettirmeye çalışıyorsun. Hasta mısın lan sen, doğru söyle?
B - Yaptınız yaptınız, hepiniz yaptınız. Önce kolay olan benim yanımdı, kaldınız. Zor olsaydı başta giderdiniz. Sonra benden daha kolay olan bir yer buldunuz, oraya gittiniz. Ne de olsa artık B'ye ihtiyacınız yoktu. Yeni destekçileriniz, yeni sosyal çevreniz olacaktı. Hepiniz yolunu bulunca, göt gibi bıraktınız.
Kabul edin, böyle bir götsünüz siz işte ve hayatınızı da kendiniz gibi götlerle geçireceksiniz. Çünkü size değer verip musamma gösterenler, kalpleri kırılmış ve yorulmuş bir şekilde, sizi hayatlarından sonsuza dek siktir edip, atacak.
K - Sen mi bana değer verdin, yuh!! Sen değer veriyorsun da canım, hiç karşındakine bunu gösterme, gönlünü hoş tutma gereği duymuyorsun. Herkes senin isteğin zaman, sana istediğin gibi davranacak. Senin tavır bu yani, kusura bakma.
Ha kendini de kandırabilirsin tabi. Bu kadınlar sana ihtiyaç duydu, sonra başka birilerini buldu gitti diye.
Sosyal çevrenin desteklemesine gelince, artık sana diyecek lafımın kalmadığı son nokta. Kör müsün lan sen? Beni destekleyen bir sosyal çevrem var gibi mi görünüyor o taraftan.
Ayrıca yine diyorum, başkalarının mutsuzluklarını kendine mutluluk edinirsen, kendine başarı sayarsan esas sen mutsuz olursun. Bunu kendine yapma. Es kaza başarılı, mutlu falan olurum sonra kahredersin kendini.
B - Bana kimse ihtiyaç duymadı. Ben ihtiyaç duyulacak biri değilim. Ama benim yanımda kalmak senin kolayındı, sonra oraya gitmek daha kolay oldu. Yani buradayken de kendini düşünüyordun, giderken de kendini düşündün. Hatta benimle eve çıkarken bile, içten içe kendini düşündün. Onun için insana değer vermekten bahsetme.
Son olarak başkalarının mutluluğu veya mutsuzluğu üzerine kendimi bir duyguya sokacak değilim. Mutlu olmaktan bahsediyorsun, insanlarının mutluluk anlayışları görecelidir. Ama benim mutluluk anlayışımla zaten mutlu olsaydın bu durumda olmazdın ki senin mutluluk anlayışın beni ne kıskandırır ne de kahreder, sadece acırım.
Ben en kötü, en sefil halimde bile mutlu oldum, kimseye de ihtiyaç duymadım. Hatta en kötü, sefil ve yalnız halim mutlu olduğum yegane yerdi. ama sen her zaman mutlu olmak için bana veya bir başkasına ihtiyaç duyacaksın.
K - Ben tabiki de kendimle ilgili şeyleri her zaman düşünüyordum. Ama içimde seninle ilgili olan çelişkilerin sebebi, tamamen senin davranışlarındı.
Ben seni ailem gibi görecek bir aşkla, bir bağlılıkla sevmek istedim. Güzeli, değerlisi buydu çünkü. Ama sen buna karşılık vermedin. Üstüne basa basa söyledim, düzeltilmesi gereken şeylerin ne olduğunu biliyorsun.
Bana sevmeyi bilmeyen kadınlar tarafından terkedilmiş ıssız adam tribi yapma. Ben nasıl sevdiğimi ve nasıl sevilmek istediğimi çok net ortaya koydum ve senle ilk eve çıktığım gün de adım gibi emindim ne gibi sorunlarımız olacağından.
Yanlış anlama asla sen suçlusun demiyorum. Benim de hatalarım vardı, kimin olmaz ki. Ama bazı konular vardı ki senin içine işlemiş, ne yaparsam yapayım o konularda değişme ihtiyacı hiç hissetmedin. İçten içe sen de biliyorsun ne gibi konular olduğunu. Çok konuştuk çünkü, çok da kabul ettin bazı şeyleri, kabul etmesen de anladın, hak verdin.
Beni içten pazarlıklı olmakla suçlayamazsın. İlişkinin her köşesinde sana duygularımı, düşüncelerimi açtım. Açamadığım zamanlarda da sen aylarca sustuğun ve beni ittiğin içindi. Kendimce bi yola girmek zorunda kaldım. Kısacası senin gibi yalnız hareket ettim hayatta. Yani ben fiziken evden çıktım diye terketmiş falan değilim. Daha önce de söyledim. Sen beni baştan terkettin zaten.
"Aldattın beni kendi kendinle, mecburi hizmetteyken ben yaşam bölüğünde" ve ben hala seninleyken, bazı güzel günlerimiz hariç, sıklıkla olduğu gibi tek kişiyim.
B - Bunu söyleyin sen olması çok komik. O zaman ben de sana şöyle diyim ''zaman aralığını süpürmeyi unutma ben yokken"
K - Birbirimizin ihtiyaçları var. Sevme ve sevilme ihtiyaçlarımız, iletişim kurma ihtiyaçlarımız, kendimizle iletişim kurulması ihtiyaçlarımız ve tarzlarımız gibi. Soru şu; iki taraf da bu ihtiyaçlara ve tarzlara özverili bir şekilde karşılık vermeye razı mı? Yoksa herkes oturduğu yerden, benim istediğim olsun mu diyecek, sıkışınca da laf dalaşına mı girilecek?
Sen çocuğu bile reddediyosun. Ben bu konuda bile o kadar açıktım ki. Çok zor iş evet, hiç yapasım da yok ama yaşlanınca bir ailem olsun istiyorum kocaman ve sıcacık. Tek başıma ölmek istemiyorum. Sırf bunun için de sağlıklı büyüyebilecekleri bir ortamda, iyi niyetli, sevgi dolu bir babayla birlikte çocuklarım olsun isterim. Sen ona da "ne çocuğu" deyip, kestirip attın. Daha ne diyeyim sana. Ben keyfimden bir şey yapmıyorum.
Bir ilişkide iki tarafın da sorumlulukları, hataları vs'si vardır. Sen suçu seni terkettiğini düşündüğün kadınlara atıyorsun ve kendinde hiçbir sorumluluk hissetmiyorsun.
Herkesin iyi ve kötü olduğu alanlar vardır. İyi niyet bunları ortaklaştırıp, ortak bir hayat kurabilmekte gizlidir. Sen beni beğenirken bile kötü niyetlisin, dönüp de beni içten pazarlıklı, bencil, kendini düşünüyor diye suçlama hiç. Burada illaki kendini en çok düşünen biri arıyorsak, bir dürüst ol kendine lütfen, bir objektif bak.
B - Tamam, peki. Bitti, geçti sorun yok artık. Uzatmaya gerek yok ama madem ben böyle biriydim keşke 2 yıl kalmasaydın benle. Terkettikten sonra da hala hayatımdaki en yakın insan sensin demeseydin.
K - Hadi ya. Senin laf sokacağın kısım geçince "iyi, peki, artık geçti" Bu yüzden göt gibi ortada kalıyorsun. Çünkü götlük yapıyorsun.
B - Her ne boksa işte. Cevap versem veririm de gerek yok, boş bi tartışma. Güzel bir aile kurarsın umarım ileride, bir düzine çocuğun olur, emzirirsin onları.
K - Bir düzine olmaz, o kadar da değil. Ben seni hala öyle görmek istiyorum ama sen istemiyorsun, elinden geleni yapıyorsun yani. Arkadaşım bile olmak istemiyosun. Bir normalleştiremiyoruz ilişkimizi.
B - Evet istemiyorum. Çünkü sen benim arkadaşım değilsin.
K - İyi ama sevgilin de olmadım hiç.
B - Olmadıysan geçmiş olsun o zaman.
K - Madem öyle, hiç teklif etmeseydin. Sevgili gibi davranmıyacaksan niye teklif ettin?
B - Kusura bakma yaptım bi eşeklik, affet.
K - Madem ben 2 yıl kalmışım laf ediyorsun. Hala tek taraflı bir ağızla konuşuyorsun. Ben sana 1. yılın sonunda dedim evleri ayıralım, öyle devam edelim, böyle yıpratıyoruz. Hem biraz nefes alırız, hem ilişkiyi gözden geçiririz. Demedim mi söylesene. Boş boş, yalan yanlış konuşuyorsun. Beni sen zorladın, resmen terketmekle tehdit ettin beni. Şimdi ne oldu, ayrılmadık mı?
B - O gün yapsaydın keşke, bugünki gibi gitseydin, ne diye durdun?
K - Ben senin gibi tek başıma karalar almıyorum, seni de dinliyorum.
B - Beni dinledin de sonuç ne oldu?
K - Senin gönlün yoktu.
B - Bu gidişinde çok gönüllüydüm, değil mi? Boşversene.
K - Hayır ayrılmak zorunda değildik. Sen benimle ilişki kurmamakta ısrarcısın. Bazı isteklerimi görmezden geliyorsun, anlamak istemiyosun.
B - Neymiş isteklerin, çocuk mu?
K - He, evet. Hadi gel yapah bi tane.
B - Gel yapak tabi, baban bakar. Yapıp yapıp anana veririz.
K - İşte abi, isteklerin çok mu diyorsun. Şu tavır zaten problem olan, senin şu tavrın. Bir de neyi, ne zaman şakaya vurup, neyi ciddiye alacağını bilmiyorsun. Çığlık atsam ölüyorum diye, senin aklına yatmazsa kıçını kaldırıp gelmezsin.
Beni, ben hala yaşarken, cıvıl cıvılken sev. Ölümümün, yokluğumun üstünden siyaset yapma. Arkamdan konuşma, çünkü şu an yaptığın bu. Sanki birlikte yaşamamışız, tek ben yaşamışım gibi kendinde hiçbir açık görmeden şu anda bana saldırıyorsun. Sadece fiziki olarak yokum diye ve bunun örneklerini hayatında gördün diye karşındakini suçluyorsun. Sence de çok açık değilmi ?
Neden hep böyle oluyor. Madem hep başına geliyor, kendini sorgulaman gerekmiyor mu ? Şahsen genelde insanlar öyle yapar. Acaba aynı şeyi defalarca tekrarladığını göremiyor musun? Aptallığın açık kanıtı bu, Albert Einstein.
B - Çok klişe ve aptalca bir söz.
K - Evet çok klişe ama fazla evrensel olduğunu düşünüyorum. Sende bir götlük var. Ya seçimlerini değiştir ya da kendini. Aynı seçimlerle aynı şeyleri yaparsan sonuç farklı olmayacak gibi.
B - Evet, en iyisi köylü bir kadın bulmak.
K - Çok net yani.
B - Evet öyle. Değiştirmem lazım.
Sağol yaşam uzmanı, teşekkür ederim bu engin bilgilerin için. Ama sen de değiştir bence tercihlerini.
K - Yaşam uzmanı değilim, ben bi bok değilim. Ama sen de bi bok değilsin. Kendini gökten aşağı indirdiğinde göreceksin bir bok olmadığını. Asla anlamak istemiyeceksin değil mi?
B- İstemiyecem, anlamıyacam. Çünkü anlaşılacak bir şey yok. Gerçek çok net, ben İsa Mesihim.
K - İsa Mesih olabilirsin ama beni mutlu etmek istemedin. Hayır, sen mutsuzsun. Hepimizin mutsuzlukları var ama ben sadece en azından sevgilimle mutlulukları daha çok paylaşmak, mutsuzlukları da paylaşarak azaltmak istedim. Sen tersini yapıyorsun. Mutsuzluğu arttırıyor, mutluluğu da sömürüyorsun. Bazı şeyler o kadar somut ki şu anda söylerim.
Oğlum demokratik bir kafan olsa, her yolu, her çareyi bulursun bir sorunu çözmek için ya da hayatındaki her şey için ama sen takılıyorsun bir noktaya ve kimseyi duymak, dinlemek istemiyorsun. Dolayısıyla seninle ilerlenemiyor.
B - Ben seni mutlu etmek istemedim falan diye bir şey yok. Sen çok mutlu olmak zorundaydın, aşırı mutlu. Her zaman yetinemedin, böyle bir gerçek vardı. Kendini bu sefilliğe layık görmedin. Çünkü sen padişah kızıydın, olay bu yani.
Ben demokratik falan olduğumu da iddaa etmiyorum. Demokrasiyi sevmem. Akıllılar vardır, bir de aptallar. Ya itaat edersin, ya da itaat edilirsin. Gerçek olan budur. Demokrasi, bunun üstüne giydirilen kıyafettir.
K - Hala yaftalıyorsun. Ben padişah kızıyım ya, ne demezsin.
Sen tam bir gerzeksin biliyor musun? Bu sözlerin hiç bir gerçekçilği yok. Sen de biliyorsun, bu sözlerine kendin bile inanmıyorsun. Sırf şu anda beni yaralamak için söylediğin şeyler.
En nefret ettiğim, en çelişkiye düştüğüm, denge kurmaya çalıştığım konu üzerine gidiyorsun. İnsanı mutsuz ediyorsun ve buna dair gerçekten art niyetli bi çaban var. Çünkü hazmedemiyorsun, sen oturduğun yerden bekliyorsun. Bir şeyler ters gittiğinde hiç sorumluluk almıyorsun. Sonra da karşındakini yıkmaya, yok etmeye programlanıyorsun.
B - Yoo gerçekten böyle düşünüyorum. Gerçekten düşündüğüm şeylerdi onlar, sende gördüğüm bu benim.
K - O zaman kusura bakma ama sen bi bok anlamamışsın benle yaşadığından. Ben padişah kızıysam madem, sen de benimle beraber olduysan, o zaman sen de az paşa gönülllü biri değilmişsin, hata para yiyicimişsin. Sürekli para kavgamız olurdu zaten, demek buymuş. Bende para bok nasılsa.
B - Sende para çok değildi ama olmalıydı. Sen bence zengin bir sevgili bul, onunla çok mutlu olursun. Her gün çikolata, sinema, arabası da olsun ki gezebilin. İstanbul dışı falan yapın.
K - Yaaa yatlar, tekneler, evler isteyen sensin. İki gündür maaşım maaşım diye kendini paraladın. Kendi ihtiyaç duyduğun şeyleri bana söyleme. Benim umrumda değil. Ben kurtulmak istiyorum.
B - Param yok gerizekalı. Sanki maaş da on milyar. Evet, ben de olmasını isterdim ama yok ve gene de mutluyum. En azından olması gerektiği kadar mutluyum ama sen mutlu musun, bunu sor bir kendine.
K - Benim de yok ama bak ettiğin laflara. Paşa kızıymışım, demekki herkes göründüğü gibi değil.
B - Lan senin bi giderin mi var? Baban 100 lira verse hepsi abura, cubura, tüketime gidecek. Duyan da ev geçindiriyor sanır seni. Önce çalış da masraflarını karşıla. Sonra gel bana benim de param yok de. Ne kadınsın ya güldürdün beni gece gece. Diyo ki benim de param yok. İstanbul'da müstakil evde yaşıyor, param yok diyor.
K - Senin gelirin mi var angut? Hala kendini kandırıyor, ev geçindirdiğini falan sanıyor adama bak.
B - Maaşım var. Kendi masraflarımı kendim karşılıyorum en azından. Ben mutsuz değilim. Sen aşırı mutlu olmak istiyorsun, olay bu. Ben gayet eğlenceli biriyim aslında ama kullanmasını bilene.
K - Sen puştsun o zaman. Bu lafa bakılacak olursa puştun önce gideni gibi bir şey olman gerek.
B - Evet, bu bir gerçek ama sonuçta kadınlar da sırada beklemiyor. Zaman meselesi her şey, hayatın döngüsü, kadın erkek ilişkisinin bir sonucu, modern yaşamın evlilik biçimi, dost hayatı yani. Anlatabiliyor muyum?
K - Sonuçta geçen yıl da evleri ayırabilirdik, iyi niyetli olsaydın, daha doğrusu işine gelseydi. İlişkimize biraz emek vermek için yapsaydın, şimdi belki de aynı evde olurduk, belki bu yıl eve çıktığın kadın ben olurdum. Çok daha sağlam olurdu ama işine gelmiyor senin işte. Ben de ondan sana dedim "sen anca eğlenilecek adamsın" diye, "senden baba falan olmaz" diye. Ayrıca ben seninle eğlenmesini çok iyi bildim. Ancak istediğim sadece eğlence değildi. Sen evliliği eğlence diye algılıyorsun.
B - Ben eğlenilecek bir adamım, benden baba olmaz tamam. Baba olan birini bul o zaman. Neyi tartışıyorsun benimle anlamadım. Bence sen evlen. Baban seni eversin. Çok acil ihtiyacın var senin buna.
K - Çünkü sen hala benim en yakınımda, 2 yıl sonunda hala benim arkamdan kötü, abuk subuk konuşacak ve hala beni anlamayarak daha doğrusu öyle gibi davranarak yaralamaya çalışacak birisin.
Şunu da çok iyi biliyorsun ki ne kadar çok anlamamazlıktan gelirsen o kadar çok kendimi anlatmaya çalışacam ve ne kadar çok yaralanırsam o kadar çok uzun vadede senle konuşmayı sürdürecem. Çünkü hep kanayan bir yara olacak, çünkü hep anlaşılamamış olmanın acısını çekecem. Bunu bildiğin için de hala vurdum duymazlık yapıyorsun, kan akıtmaya çalışıyorsun.
B - Senin yeni bir sevgili bulacağın gün, benimle olan ilişkin bitecek ki bence zaten bugün her şey bitti, uzatmaları oynuyoruz. Boşuna kendini yorma. Yok anlatacam da, edecem de, senle ilişkimizi koruyacam da, arkadaş kalacaz da falan. Hikaye bunlar. Sen yoksun artık, ben de yokum, bitti gitti.
K - Hala daha yüzsüzce suçu bana atabiliyorsun. Buradaki en ala burjuva sensin ve o kadar tembelsin ki burjuvazinin rahatlığından uzak yaşıyorsun ama ilk fırsatta hemen kolaya konuyorsun.
Yok, senin öyle bir niyetin yok. Bizim ilişkimiz başladığı gün bitmişti ona bakarsan. Sen istemiyordun çünkü. Çünkü aynı öküzlüğü sürdümekte ısrarcı olacaktın.
B - Evet, ben seni hiç sevmedim, evet öküzüm ben. möööö mööö bak mööölüyorum.
K - Off ayak yapma. Sevmekle ilgisi yok. Sen insanın duygularını sömürüyorsun.
B - Sen de duygu sömürüsü yapıyorsun başka da bir bok yapmıyorsun. Senin bana karşı bir duygun yok, kandırma hem beni hem kendini.
K - Hayır, sen gayet insanın duygularını sömürüyorsun. Benim sana karşı duygudan fazlası var ama bu senin umrunda değil. Bu konuda hiç mi hatan yok ya, sen o kadar mı kusursuzsun, sürekli laf söylüyorsun, bi yerde kendini eleştir. Ben sevgililerimle arkadaş kalırım edebiyatını da gördük ki yalanmış.
B - O duygu dediğin kanayan bir yara, kendini pişman görme yarası. Yeni hayata başlarken, geride kalanları unutmadan önce, günah çıkarma psikolojisi. Sen bu evden giderken, o son konuşmalarla zaten o kanayan yarayı söküp attın, bak beni şair gibi konuşturuyorsun.
Evet yalandı. Patlak bir teori oldu o, tutmadı. Şu anda benle görüşmek isteyen bir tane eski sevgilim yok. Herkes kendi hayatında, sende öyle olacaksın.
K - O zaman sen, zaten ilişkimiz daha başlamadan yalan söylüyormuşsun. Çünkü E'yi falan arkadaşım diye yutturdun bana. Benle bir ilişkiye başlayınca kızı siktir ettin. O yüzden benim de aynı şeyi yapcağımı, aynı kafada olduğumu düşünüyorsun . Herkes senin bildiğin gibi değil, herkes sen gibi de değil. Biraz farklılıkları anlamaya, insanları anlamaya, dinlemeye, güvenmeye çalış. Nasıl korkunç yaralayıcı, bencil konuştuğunu asla bilemezsin. Bir de utanmadan karşı tarafı suçluyorsun.
B - Ben seni ne zaman siktir edecem biliyor musun, yeni sevgilin olduğu zaman, biriyle öpüştüğünü öğrendiğim zaman, biriyle el ele tutuştuğunu düşündüğüm zaman, o zaman işte seni siktir edecem, aramıcam, sormıcam. Bilgin olsun, açık net söylüyorum. Yani senin öyle yapacağını düşünmüyorum, zaten ben yapacam onu. Ayrıca ben ne dersem diyeyim, her şey olacağına varır. Ama ben kendimi biliyorum, benim dediklerim olacak neticede, çok net yani.
K - Tamam canım o zaman, kasma fazla sen. Sen çünkü her şeyi sana bağlı sanıyorsun. Her şeyi zaten kendine göre yapıyorsun, başka bi şey için izin vermiyorsun. Bu durumda zaten her şey senin dediğin gibi oluyor. Dediğim dedik diyorsun, diktatörlük yapıyorsun ve insanların hislerini, duygularını hiçe sayıyorsun.
Hala sadece sen varsın! Bu kadar yalancılıkla yaşamak istemiyorum. Sevdiğim gibi kalmanı istiyorum, en azından güzel anlarımızdaki gibi. Bazı şeyleri aynı anda yakalamayı başardığımız uyumlu, az da olsa birbirimizi mutlu ettiğimiz günlerimizdeki gibi, sana inandığım, hayalini kurduğum, yanındayken kendimi güvende hissetiğim gibi kalmasını istiyorum. Sen zaten hiç bir şeyin hayalini kurmuyosun, hala abuk subuk amaçsızca, can sıkmak için çabalıyorsun. Anlamıyorum da ne yapmaya çalıştığını.
Hatta dışarıda, ülkede, sokakta ne kadar kötü bir gün olmuşsa olsun, yanına geldiğimde her şeyin düzelmese de daha katlanılır bir hal alacağına inanmak istediğim, hakkını yemiyim, zaman zaman da her şeyi düzelttiğin sihirli anlardaki gibi kalsın.
Ben öpüştüm birileriyle, yatacak gibi oldum hatta. Artık ister görüş benimle, ister görüşme, ne yaparsan yap.
B - Teşekkür ederim, beni öldürdün, beni aldattın. Senden nefret ediyorum, sen çok pislik bir insansın.
Beni hiçbir şey kırmazdı ama bu kırdı hem de bu zamanda. Gerçekten çok teşekkür ederim, iyi olan her şeyin içine sıçtığın için.
Tam da düşündüğüm gibiymiş her şey. Sen tam bir pislikmişsin, orospuymuşsun. Artık siktir olup gidebilirsin hayatımdan, yaşattığın her şey için teşekkürler ve tebrikler.
PERDE KAPANIR.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.01.15 02:59 Unistonen Unikharion'un Günlüğü Vol. VI

Unikharion'un Günlüğü Vol. VI
Günlük!! İnanılmaz olaylar yaşandı bu hafta. Ve evet, hala hayattayım! Şimdilik.
Öncelikle bindiğim gemi meğer direk Vein’e değil, Dalieh’te duruyormuş! Gemi taak durunca kıyın kıyın çıkayım derken aydınlık, ferah görünümlü evler ve arnavut kaldırımlarını görünce şaşırdım. Kaptan Greysha “Bu akşam buradayız, sonra Vein’e yolumuz devam eder.” diyerek iki koca sandığı üstüme saldı. Kollarımın iki santim uzadığını ve kaslarımın tel tel koptuğunu hissettim o an. Neyseki tek verdikleri iş buydu- her ne kadar gücümün büyük çoğunu o sandıklara harcasam da. Ama yüzümü limanın geri kalanına çevirdiğimde, bacaklarım karıncalanmaya başladı. Buraya hiç gelmemiştim ve şimdi vaktim vardı. En azından bi genel gezmek uymaz mı?
Tam o sırada bak kim geldi yanıma- Hugin’i hatırlıyorsun, de mi günlük? Horus civarında kanadı kırıkken yavrucağızı alıp tedavi etmiştim. Şimdi çok büyümüş! Dalieh’te ne işi var, gerçekten bilmiyorum ama daha sandıkların üzerinde otururken o ilginç ötüşünü duydum. Geldi kondu şapkama. Bu arada şapka da Dalileh için sıcak geldi, çıkarttım. Hazır gemiye yakınken de daha ince bir şeyler giyindim.
akşam yemeğimi çalarken bile tatlı kerata!
Dalieh, Eski Tempest’ten kopma bir ada. Nispeten ılıman bir iklimi var. Meydan yerine, içinde bilimum dükkanın olduğu geniş sokaklar var, her sokakta ayrı bir zanaat toplanmış. Vergan ya da Walgrunt gibi ihtişamlı evlerdense daha mütevazi, bir ya da iki katlı kutu gibi evler sıkış tepiş konmuş. Fakat evlerin küçük göründüğüne bakmayın, içerisi çok geniş oluyor genelde. Hele başımı soktuğum dükkanlar inanılmaz. Hayatımda bu kadar dolu dükkan görmedim!
Fakat burada gezmeye yer yok. Dükkan sahipleri “ya bir şeyler alırsın ya da-“ Neyse, tahmin ettin ne dediklerini. Bir silah dükkanında en son “Evet” dedim, “nelerin var reis!” Söylediği fiyatların çoğunu ne duydum, ne ben ödeme olarak aldım. Keşke teklif edilse! Bir sene en güzel hanlarda en güzel yemekleri yiyerek rahatça gezerim. Ama Vergan sarayı bile vermez o paraları. Teşekkür edip çıkarken adam yine arkamdan küfretti. Neymiş efendim, Dalieh’in en büyük dükkanına böyle mi girilirmiş! Adı da Ejder Silahları gibi kolpa bi şey ha. Umarım soyulur be!
Hanlar ve tavernalarda farklı değil bu arada. Esnaf lokantası gibi bi yere gideyim dedim, Walgrunt’a şükrettim! Bi sığır birasına bir gümüş nedir ya!? Artık açlıktan pes edip, ucuz diye sardalya dürüm kemirdim. 90 bakıra böyle tat da, ne biliyim… Gerçekten yapacak bir şeyim yoktu. İçecek de ya bira ya da şarap vardı, hiç alkol alasım olmadı o tada. Böyle de kuru kuru bir yer Dalieh sokakları.
İşte orada anladım millet neden bu kadar gergin ve kötü kötü – burası baya korsanların mekanıymış. Yemek sırasında beni arkadan soymaya çalışan adam olayı izah etti. Elektrikle zıplatınca bi geri çekildi tabi. Burası bi nebze yazlık ya da çoğu korsan topluluğunun karargâhı gibi bir yermiş kısaca. O yüzden fiyatlar tuzlu ve dükkandakiler kızgın. Ve soyguncu bol. Neyseki sadece bi akşam kalıyorum, yoksa donum bile kalmaz buralarda.
dürüm kemirirken çiziktireyim dedim
Tabi o dürüm yetmedi bana. Gezerken baktım şehrin daha kuzey taraflarında meyve bahçeleri var. Biraz orada soluklanıp, sahipsiz görünen elmalardan yiyeyim dedim- ama biliyorsun günlük, ben sakar bi insanım. Ağaca tırmanıp, elmaya uzanırken küt diye düşmeden olur mu? Ellerimin üzerine düştüm. Acıdan yarım saat kıvranarak, küfrederek ağladım. Hugin de kuzum dolandı ellerime, belki diner acısı diye. Sırf o tatlılığından bi posta daha ağladım.
Acıdan dudağımı ısıra ısıra şehre döndüm, bi revir, bi iksirci var mı diye. Herkes beni ya “Mavi İksir” ya da “Denizin Kalbi” diyerek kovdu. Ben de “yeter bee, kendim yol bulurum!” diyerek limana çıktım.
Limanda da maceracı tipli bir grup vardı, belki onlar bilir mi diye yaklaştım: Bir Pagretli, kılıç ustasına benzeyen bir adam, bir elf ve bir Tabaksi. Çok hararetli bir tartışmanın ortasındaydılar. Fakat neyi orada fark ettim? Ulgath’taki olayı hatırlıyor musun, limanın paramparça olduğu? İşte o adamlar, eminim! Böyle bir grup başka nerede olacaktı? O an heyecanımı yenemedim, yaklaştım ufak ufak. Yandan küçük cep defterimle tiplerini karalamaya çalışırken, Tabaksi arkadaş beni kovmaya çalıştı- hem de velet diye! Sonra diğerleri de bana “küçük kız” demeye başladı. Yine boydan kaybettim yani günlük... Ama elf olan beni tanıdı! Hemen güzel pozlarını verdiler, o kadar havalıydı ki hepsi! Tabaksi olan bey kendisini maskeli istedi nedense, ilginç bir tercihti. Ama Pagretli beyefendi hemen morlu ufak bir alev çıkardı, yanlış görmediysem Elder Blast. Belli ki eli ayarında birisi, Warlock diye anladım ama yanlış da olabilirim. Kısaca heyecan verici bi olaydı, ama elimin acısından karç kurt bir şeyler çıkartabildim. Yüzleri asıldı ama buna rağmen biraz ekmek ve beş altın verdiler.
Fakat elf bey (Feanor’du ismi yanlış hatırlamıyorsam) bana çok acıdı. Hazır yollarının da üstüyken, beraber iksircinin yolunu tuttuk. Tabaksi bey Dalieh’e baya hakim gibiydi, gruba bol bol öneride bulunuyordu. O sırada büyük bir gölge üzerimizden geçti ve Feanor’un koluna benden de büyük bir kartal kondu. Tüyleri parlak, bakışları pençeleri kadar keskindi. Hugin onu görünce biraz gerildi ama ekibe güvenerekten onu sakinleştirdim. Hugin başka yırtıcı kuşlardan hep bir gerilir, kanadını kıran şeyden dolayı diye tahmin ediyorum. Boyutu da yine minyon olunca, korkması doğal cancağızın.
Ve gördüğümüz ilk büyük iksirciye daldık. Girdiğimiz gibi de olaylar gelişti.
Başlamadan şunu tekrardan belirtmem gerek: Bir iksircinin kalitesi ve amacı, satıcının selamından ve masaya ilk ne koyduğundan belli olur. Bu adamın daha girişten muazzam bir kafası vardı, geldiğimiz gibi masaya direk zeytinyağı, kahve tozu ve Akademi’de daha ilk derste hakkında uyarı yapılan salyangoz iksirini koyunca, ben anladım olayların karışacağını. Zaten iksirci de içtiği salyangoz etkisiyle acayip acayip sesler çıkarmaya başlayınca dedim s**tık. Warlock bey de aynısını düşünmüştü ki, ekibi önden uyardı.
Bu arada kılıç ustası bizi toparladı ve gayet açık açık planını yaptı- hırsızlık yani. Feanor bir an “Göz şimdi hırsızlık mı peşinde?” diye karşı çıktı, anlamadım- Göz neydi? Sonra Theodas’tan ve bir çocuk katilinden bahsettiler- Theodas’ın ölümüyle ilgili bir şeyler mi biliyorlardı? Noble Joe’yu mu tanıyordular? Özellikle elfe çok yükleniyorlardı, sanki elf özellikle bir şeyler biliyor gibi… Pagretli beyefendi (ismi Q-Quintus?) de sanki bu muhabbetten uzakmış gibiydi, ikimizin de kafası karışmıştı. Daha bunları özümseyemeden, kılıç ustası Tabaksi’ye arkadan bir kese uzattı ve iksirciyle konuşmaya başladı.
Tam o sırada kapıdan iki kişi geldi. Genç olan kollarından sakattı, benden bile kısa olan adam da “Lundin geldiii.” diye sayıklıyordu. Göz açık kapayıncaya kadar Feanor kartalını delirtmeye, Quintus yalandan masayla ilgilenmeye, Lundin delirmiş gibi konuşmaya, kılıçlı adam (Mugen olduğunu hatırladım isminin) dans etmeye, Tabaksi de (adı Hebi’ydi?) yandan her şeyi ceplemeye başlamıştı. Ben de o sırada duvara dayanmış, Hugin’le bu curcunayı izledik. Tam artık ne olduğunu takip edemiyorken, Feanor’un işaretiyle kolumdan tutulup hep beraber dışarı çıktık.
Limanın sakin bir köşesinde Mugen elini torbaya attı ve kalbimi rahatlatan Mavi İksiri çıkardı. İksiri yudumlayınca gelen ferahlık ve el kemiklerimin yerlerine oturmasını dinlemek muazzamdı. Ayrılmadan onlara son bir iyilik yapmak istedim. Öncelikle Kargaresh anılarımdan bi sayfa verdim. Kara Topraklar sığınmak için ideal değil, ama Vein sakinleri bile Kargaresh’ten bahsederken bi duraklar. Bu ekip de tek yiyecek gibi durmuyordu. Feanor bunu deyince hemen atladı, biraz şaşırdım şahsen. Fakat Tabaksi, Vein haritası sordu. Vein için önden ufak bi harita alıp, eskizini ne olur ne olmaz diye kaydetmiştim. Birini versem sorun olmazdı. Ama acaba karşılığında son bir şey istesem, çok mu olurdu?
Bunları düşünürken, gözüm bir ağaca takıldı. Neden bilmiyorum, ama aklım Akademi’de okuduğum bi kitaba gitti. Boy uzatmayla ilgili bir rivayet ve deney. Zamanında denemiştim, ama daha çok küçüktüm. Şimdi tekrar denesem olmaz mıydı?
Böyle güldüğüme bakma, içten içe ağlıyorum
Ağaca tepetaklak astırdım kendimi. Evet, bacağım güzelce gerildi. Ama değişiklik? Tabiki yok! Çünkü ben 8 kardeşin arasında bu kadar bahtsızım günlük! Güneş Tanrısı bana gülmemişti, daha sadece 3. çocuk olmama rağmen!! Neyse, ricamı yerine getirdikleri için onlara Vein haritasını verdim. Birbirimize hoşça kal dedik ve yollarımız ayrıldı.
Fakat biliyorsun günlük, ben bazı şeyleri kafaya takan biriyim. Akşam benim içime bi kurt düşmesin mi? Bunlar o ilk çizimime çok bozuldu, o kadar da iyilik yaptılar. Onlara nasıl teşekkür edebilirim derken, baktım eski çizimi benim çantaya tıkmışlar. O kadar sevmemişler yani! O zaman yapılacak tek bir şey vardı.
Neyseki pozlarının eskizini yapmışım. İşim bittikten sonra taverna taverna gezip aradım bunları. Sadece en son girdiğim handa Quintus’a benzeyen birini anlattılar. Belli ki bunlar çoktan yola çıktı. Hüzünden hanın kapısına çökerken, Hugin beni gagaladı, pençesini uzattı. Bir umut ayağına bağladım, saldım resmi.
Hugin bir iki saat sonra geldi. Deniz kokuyordu. Bacağında da bir kese. İçini açtığımda, kalbim ısınmıştı. Bunlar bana çokça altın yollamıştı, yanına da bir şişe- iksirciden cepledikleri mürekkep. Bu marka genelde Helgen tarafında üretilir. Bulması zor, fiyatı da tuzludur. Fakat kalitelidir, kolay solmaz. Güzel bir kalemle en ince ayrıntıları bile halledersin. O kadar sevindim ki günlük! Sevinçten göğe baktığımda, milyonlarca yıldızla göz göze geldim. Onlar da mutluluğumu paylaşır gibiydi.
geriye sadece bu eskizim kaldı. Umarım beğenmişlerdir
İşte böyle günlük. Şu an gemi tayfasıyla bi handa uyumaya yakınız. Beni en köşede bir yer yatağına attılar ama alışkınım. Yarın Vein’e yelken açıyoruz. Acaba Ulgathlı ekip varmış mıdır? Peki onlar ne peşinde? Âlâ mıdır yoksa şer midir bunlar? Belki de ehvenişer? Bana çok da kötü görünmediler ama burası Kalbedur, her yerden her şey çıkabilir.
Şer demişken, korkunç bir şey hatırladım günlük. Ben bunlara Kargaresh günlüğünden sayfa verdim dedim ya. Ben bunlara Slatur’un sayfasını vermişim! Baya sadece malzeme ve duası var- bunlar beni kara büyücü zannedecek!! Ben yandım! Ya o Warlock beyefendi, beyefendiliğini bırakıp beni yakacak, ya da o Mugen herifi beni bulur da kıyma yapacak!
Onu geçtim, bunlar Vein’den gidecekse nasıl girecekler, Vein girişini bulabilirler mi bi başlarına? Aaaaah, benim salak kafam! Şimdi düşünüyorum da, umarım Vein’e gitmişlerdir çünkü onları durdurup durumu izah etmem gerekiyor.. Off, kafama bacağım girse bu kadar kötü olmaz.
Neyse, vakit gerilme vakti değil. Bir iki güne Vein’deyim. Orada her şeyi izah edeceğim. Sorularım da cevaplanacak, inanıyorum! Dayak yiyip Kara Topraklara atılsam bile gideceğim oraya! Noble Joe da kimmiş!! Slatur ve Hugin buradayken bana hiçbir şey olmaz!
Ve dediğim gibi günlük, bu eğer son yazımsa, benimle yol aldığın için çok teşekkür ederim. Slatur mevzusu hala geçerli. Gerçi şimdi sadece ona değil, aynı zamanda Hugin’e de sorumluluğum var. Onları ne olursa olsun koruyacağım. Eğer o Ulgathlı ekibi de görürsem, onların da foyası Vein’de belli olur. O zaman görürüz şer midir ehven midir bunlar.
Selametle!
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]


FBI Dosyaları- 19.Bölüm - Kötü Arkadaş Türkçe Dublaj Belgesel PES2018 Örümcek Ligi Joker - Sincap Maçı Örümcek Adam ... KÖTÜ ARKADAŞ... Kötü arkadaş Birkaç Kötü Adam Mortal Kombat XL Oynuyor - YouTube Kötü Adam Olamamak! 💥  Super Power Training Simulator ... KÖTÜ ARKADAŞ MAĞDURU İNSANLAR ! - YouTube ARI MAYA► KÖTÜ ARKADAŞ Birkaç Kötü Adam FNaF 4 Korku Oyunu Oynuyor Joker Venom ... Kötü arkadaş

Kızları korumak için arkadaşımla yumruklaştım arkadaş ...

  1. FBI Dosyaları- 19.Bölüm - Kötü Arkadaş Türkçe Dublaj Belgesel
  2. PES2018 Örümcek Ligi Joker - Sincap Maçı Örümcek Adam ...
  3. KÖTÜ ARKADAŞ...
  4. Kötü arkadaş
  5. Birkaç Kötü Adam Mortal Kombat XL Oynuyor - YouTube
  6. Kötü Adam Olamamak! 💥 Super Power Training Simulator ...
  7. KÖTÜ ARKADAŞ MAĞDURU İNSANLAR ! - YouTube
  8. ARI MAYA► KÖTÜ ARKADAŞ
  9. Birkaç Kötü Adam FNaF 4 Korku Oyunu Oynuyor Joker Venom ...
  10. Kötü arkadaş

Türkçe Yeni Bölüm Arı Maya İzle - 6. Bölüm TRT Çocuk 2017 - Duration: 1:01. Çizgi Film İzlesene 351,516 views Eğer devamının gelmesini istiyorsanız ve video hoşunuza gittiyse Beğenmeyi+Kanala abone olup Bildirimleri açmayı unutmayın :D İZLEDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER! Ben Orhan Tümerkan Dostuna güvenirmisin, arkadaşına güvenirmisin, o zaman sen buna güvenemessin, kötü anları yaşamak, böyle birşey olsa gerek, o anlar, garip... Malesef tamamen çekemedim 2. Bölüm çıkacak ve o bölümde kötü arkadaş Melis daha da fena olacak. Merhaba Başkanlar! Geldi Başkan kanalına hepiniz hoş geldiniz. Bugün süper güç eğitim simülasyonu yani super power training simulator oynadık. Yeni gelen gün... Birkaç Kötü Adam ekibi yeni bölümde korku oyunu FNaF 4 oynuyor. Joker, Sincap, Venom ve Kuzen Joker Five Nights at Freddy's korku oyunu oynuyor. Kısaca FNaF ... Birkaç Kötü Adam dövüş oyunu Mortal Kombat XL oynuyor. Önce Kuzen Joker ile Venom dövüşecek sonra da Joker ile Sincap oynayacak. Kazananlar final karşılaşmas... For the Love of Physics - Walter Lewin - May 16, 2011 - Duration: 1:01:26. Lectures by Walter Lewin. They will make you ♥ Physics. Recommended for you Örümcek Çocuğun kanalında yayınlanan Pes2018 Örümcek Ligi Örümcek Adam kanalında devam ediyor. Bu karşılaşmada Joker'in Juventus takımı ile Sincap'ın Barcelo... Tüm Belgeseller Artık Tek Bir Kanalda Hizmetinizdedir. Abone olmayı unutmayın. The FBI Files, 1998- 2009 yılına kadar süren ve 76 bölümden oluşan, Biyoğrafi,...